Bu konuda yazılacak çok şey konuşulacak çok konu varken işveren-işçi arasında sıkışıp kalmak tam da bizim milletimize yakışan bir durum açıkcası.
İşçi diyor ki işveren bizi düşünmüyor nasıl geçinelim?
İşveren diyor ki işçi çok para istiyor ben dükkanı nasıl çevireyim?
Herkes kendinden sorumludur arkadaşlar her zaman daha çoğunu isteriz yapısal olarak bu işleyiş bu şekildedir. Ben günün sonunda karnımı nasıl doyurduğuma bakarım çalışıyorum çabalıyorum hayat kalitemi üst seviyelere çıkartmaya uğraşıyorum. Sen de aynı şeyi yapıyorsun işveren de aynı şeyi yapıyor.
Sen de çorbanın yanında ekmek yiyorsun bende yiyorum işveren de yiyor.
Yemeyen kimler peki? Bence siz kim olduğunu biliyorsunuz.
Düzeni değiştirmek gerekli, kafa yapısını değiştirmek gerekli. Liyakatli yöneticiler gerekli. Bu düzenin böyle olmasında hepimizin suçu var. Devlet halktan üstündür ama devleti devlet yapan ise halktır. Bir devlet halkı kadar güçlüdür bir devlet halkı kadar gelişmiştir. Bizler devleti yönetecek kişileri sadece aynı ideolojiye sahip olmamız sebebiyle değil beni seni onu yarın ne konumda yaşatacağını düşünerek seçmeliyiz. Liyakatli insanlar tarafından yönetilmeliyiz ama bunun temeli yine biz halk olarak liyakatli olmalıyız. Sonuç olarak bir ağacın bir dalı çürümeye başlarsa tüm ağaç yavaş yavaş çürür biz de yavaş yavaş çürüdük. O dalı zamanında kesemedik veya kesmedik.
Dünyanın en gelişmiş medeniyetleri, refah seviyeleri yüksek ülkelere baktığınıda benim demek istediğimi anlarsınız. Fakir, zengin her yerde vardır herkes zengin olamaz ama herkes fakir de olamaz.
"Onların doları varsa bizim de Allahımız var" diyeni değil de "Hata yaptım halkımdan özür dilerim" diyip istifa edebilecek insanları desteklemeliyiz. Onların verdiği en ufak karar tüm ülkeyi hatta torunlarımızı torunlarımızın doğmamış çocuklarını bile etkileyebiliyorken buna müsade etmemeliyiz.
Söylenecek daha çok şey var fakat biz birbirimizi yemeye devam edelim çünkü ben burada Ali ile kavga ettiğimde sorunlar çözülüyor değil mi?