Merhaba dostlar. Son zamanlarda, özellikle Apo'nun meclise çağrılmasının ardından, sosyal medyada, özellikle de Facebook'ta, Atatürk fotoğraflarının altında, profillerinde Türk bayrağı ve ülkücü bıyıkları olan bazı kişilerin Atatürk ve Cumhuriyet'e karşı düşmanca tutum sergilediğini fark ettim. Bu kişilerin neredeyse her paylaşımın altında bulunduğunu ve ayrıştırıcı yorumlar yaptığını görüyorum. Profillerine baktığımda birçoğunun aynı veya benzer olduğunu da gözlemliyorum. Eskiden bu tipleri bilirdik tarikat mensupları olurdu genelde şimdi özellikle TÜRK Bayraklı profiller bunu yapıyor.
Sizce bu kişilerin amacı ne olabilir? Herkesin sevmek zorunda olmadığını anlıyorum, ama bu ayrıştırma niye yapılıyor dersiniz?

Biri çok güzel bir şey yazmış paylaşmak istiyorum.
Temel değerlerin yozlaştırılmasının, birlik ve aidiyet duygularını yok etmeye çalışan bir projenin sonucu olduğunu düşünüyorum.
Birisi Atatürk'e söver, öteki dine, diğeri Kürtlere, öbürü Türklere, Alevi'ye, Sünni'ye, ötekine berikine.
Türkiye, 50'lerden beri süregelen bir ayrıştırmanın odağında yer alıyor. İşgal güçleri ve hamileri, İmparatorluktaki yıkım ve paylaşma hesaplarını Cumhuriyet Türkiye'sinde de sürdürmeye devam ediyorlar.
Bitmeyen PKK terörü, hiçbir zaman stabil olmayan ekonomi, dünya standartlarının altında kalan eğitim kalitesi ve sistemi. Her yeri ele geçirmiş tarikat ve cemaatler, ülkeyi bölüp paylaşmış yerli ve yabancı mafyalar, milyonlarca göçmen, mülteci, istilacı. Satılan milli varlıklar, topraklar, yollar, köprüler, şirketler ve fabrikalar.
Yoz politikacılar, çürümüş ve güven vermeyen adalet sistemi, kimsenin hesap vermediği, kimsenin sorumluluk almadığı, suçun teşvik edildiği, suçlunun kayırıldığı bir düzende gelecekten ümidini kesmiş, yaşam kavgasına ve varoluş kaygısına düşmüş insan yığınlarının psikolojisi ve bellekleri "sahte güven odakları" tarafından hassasiyetle programlanıyor.
Kendi güvenli ağacımıza çıktıktan sonra o ağacın meyveleriyle diğer güvenli ağaçlardaki bireylere saldırıyoruz.
Birbirimize düşman ediliyoruz ve nihayetinde birbirimizden nefret ediyoruz. Sorunun ne olduğunu sorgulamaktan aciz, farkında olmadığımız bitkisel bir hayata sökülmüş bir yaşam sürüyoruz.
Bilgeliğin yerini cahilliğin aldığı, insani meziyetlerin gelişmediği şuursuz benliklerimizle, çözümün değil ama oluşturulmuş zihniyetlerimizle sorunun bir parçasıyız.