Bir trafik kazası olacağı sırada ağzınızdan çıkacak ilk ani kelime İngilizce olduğu an, kendinizi olayın içerisine sokmuşsunuz demektir.
Bu da şu şekilde olur; anlamını bilmediğiniz kelimelerle karşılaştığınızda İngilizce'den İngilizce'ye arama yaparsınız. Karşınıza o kelimeyi İngilizce anlatan bir açıklama gelir, açıklamadan kelimenin anlamını çıkarırsınız. Bu Türkçe ile aranızda mesafe koymanızı sağlar. İlaveten, "Car" dediğinizde aklınıza ilk gelen şey otomobil olmamalı, otomobilinin görüntüsü olmalıdır. Kelimeleri anlamak için, kelimeleri görüntüsel çağrıştırın. Bu beyninizdeki, Türkçe düşünme algısını devirmenize yardımcı olur.
Ardından, her nereden eğitim alırsanız alın, mantığı oturtmaya odaklanın. Günlük pratik yapın. Saatlik ve haftalık beynin öğrenim limitlerini aşamazsınız. Bu yüzden öğreniminiz ne yaparsanız yapın, zamana yayılır.
Eğitim kurumları, bunu size doğru düzgün öğretmiyor. Ancak, belli eğitmenler var. Bu eğitmenlerin olduğu eğitim kurumu ya da birebir dersleri tercih edebilirsiniz. Bazı eğitmenler sizi 6 ayda akıcı konuşturabilirken, bazıları sizi 6 yılda Intermediate yapamayacak kadar boştur.
Ben sizin yerinizde olsam, tamamen native insanların saatlik ders verdiği uygulamalar üzerinden birebir ders alırım ve kendimi yabancılarla konuşturmaya alıştırırım. Bulunduğum şehirde yabancıların olduğu gruplara katılıp, bu gruplarla yabancı dilde ilişkiler kurarım. İnternet üzerinden yabancı arkadaşlar edinirim. Günlük yaptığım işleri, yabancı dilde yaparım. İnternet üzerinden bir şey ararken ya da bir alanda bir şeyler yaparken. İngilizce roman okurum, seviyem çok iyi değilse, seviyeme göre kitap seçerim. Yine seviyeme göre diziler seçerim ve bu dizileri, İngilizce alt yazı ile, daha sonra, alt yazı olmadan izlerim. Bazı diziler için ileri seviye bilmeniz gerekir, bazıları ise tam sizin seviyenizdedir.
Kısaca, bunu bir bütün olarak düşünün. Yapmaya çalıştığınız öğrenmek değil, beyninizi yeni bir yolculuğa hazırlamak.