evet, tam olarak başka konu dediğim konuya siz girdiniz hocam=) fayda- faydasızlık üzerine kuran ben değilim, düzen onun üzerine kurulu. Eğer siz bu düzene karşıysanız ve bunun için hayvan eti yemem diyorsanız o zaman dediğim gibi, hayvan eti yememekle iş bitmez; insanlıgın çıkarına olan, insanın üstünlüğü kabulü ile uygulanan ama canlı, cansız, doğaya zarar veren herşeyden kaçınmanız lazım ki bunun da sonu yok.
- Canlı hayvan ve bitkilerin telef edilmesi suretiyle bulunmuş ve üretilmiş ilaçları içmemelisiniz
- Hayvanlara barınak olan doğaya sanayileşme için zarar vererek üretilen, en basitinden kalem, kağıt olmak üzere, hiç bir sanayi ürününü kullanmamalısınız
- Uzun vadede tüm canlılıgı tehdit edecek seviyede atmosfere zarar veren o parfümü sıkmamalısınız, arabaya binmemelisiniz vs.
Bu örnekler artar ve bizi çok başka tartışmaya götürür. Nasıl yani sen güzel kokacaksın diye tüm canlıları koruyan atmosfer mi zarar görecek? Sen okuyup yazacaksın diye tüm canlılara ev olan ormanlar mı yok edilecek? Sen iyileşeceksin diye o kadar fare telef mi olacak? Sen uzaya çıkacaksın diye... falan filan sayısız örnek verilir ki, şahsi görüşüm bu topa girdiğimiz zaman hayvan eti yememekle bitmiyor mesele, yüzbinlerce yıl geriye gitmek gerekiyor =) Bunu bilahare tartışmak da isterim farklı bir konu da, bu da tartışıp farklı görüşler okumaya bayıldığım önemli bir bilim felsefesi konusu bence.
Ama ben işin o tarafına değil, bu konudaki tartışmaya açtıgım yere geri dönmek istiyorum.
Bir insan olarak, vicdan, etik değerler, hukuk gibi insanlara özgü çerçevede, ve bu çerçevedeki insan - doğa ve diğer canlılara ilişkin olarak yine insanlar tarafından kurulmuş düzenin düzleminde değerlendirmek istiyorum. Çünkü avcılık da, spor da bu düzlemdeki kavramlardır.
Bugün sokak hayvanlarına zarar vermek insanlıgın vicdan ve hukuk düzeninde yaptırımla karşılaşırken, avcılık neden spor oluyor? Aslında anlamak istediğim konu buydu.