1950li yıllardan beri insanlar mecburem köyü terkedip şehirlere göçtü. Tarım hayvancılık biterse, köylü çiftçi zarar ederse mecburen tüm düzeni değişiyor. En büyük göçmenler şehirlerde, metropollerde. Ve en büyük musibeti de onlar yaşıyorlar. Şehir hayatı modernizm ve medya toplumun kültürünüahlakını batırdı bitirdi. Şehirlerimiz kültür sanat ve bilim yuvası değil, mafya avamlık ve vasatlık batakhanelerine dönüştü.
80li 90lı yıllardan bahsediyorum. Biz şehirleşme ile kendi hayatımızı kendimiz bitirdik zaten. Kendi sorunlarımızı çözemedik. İyi kötü idare ederek yaşadığımız hayat alıştık. O yüzden ESKİDEN İYİYDİK diyoruz, ama iyi falan değildik. 70li yıllarda sağ sol çatışmaları ile insanlar birbirini öldürüyordu.
***
Biz tüm bu travmalara alışmış iken aynı göçün farklı bir versiyonu suriyeliler tarafından gerçekleşti. Plansız düzensiz sistemsiz göçmen yığılımı şehirleri bir kez daha aynı travmayı yaşattı.
***
Ben istanbula ilk defa 1998de gittim. İstanbul nüfusu o zaman bile anormal fazlaydı. Birim alana düşen insan sayısı arttıkça oradaki asayiş, huzur, adalet, toplu yaşam kültürü çöker, mafyalaşma rantçılık suç oranları artar. Herkes istanbulu dolduruyor ama bu nüfus yoğunluğu sorunu hakkında düşünen yok. Çünkü herkes kendi rantı peşinde.
İstanbulu çöplük haline bizler getirtik, suriyeliler ise üstüne sos oldu.