wyrus27 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
6 şubat depremlerinde eşimle enkaz altında kaldım. eşim kollarımda vefat etti. bir an ben de öleceğimi sandım hatta karımın ölümünden sonra kendimi öldürmek için de bir şeyler yapmaya çalıştım ama sıkışmıştım. ölmek istediğimde bile kendimi öldüremeyecek kadar sıkışmıştım. 8 saat eşimin cansız bedeniyle o belirsizlikte kaldım.
Ölmek nasıl bir şey bilmiyorum ama öleceğini sanmak nasıl bir şey biliyorum artık. Hayat bana bunu öğretti. Zaman dahil hiç bir şeyin değeri kalmıyor. O gün neler yapacaktın, hangi işleri bitirecektin, ne giyecektin, ne yiyecektin bunların hiç bir önemi yok. Sadece geçirdiğin güzel günleri ve kötü günleri düşünüyorsun. Çaresizsin.
Bunca yıllık kainatta, kainattan da büyük kibriyle kendini her şeyden üstün gören insanoğlunun aslında ne kadar aciz, ne kadar çaresiz olduğunu anlıyorsun. Kibrin ne kadar büyük olursa kafana taktığın dertlerin de o kadar büyük ve aşılması zor oluyor. İşte bunların hepsine dair bir fikrin oluyor, ölmek üzereyken. Sonra ne oluyor biliyor musun güzel kardeşim? Geçiyor sanıyorsun ama geçmiyor ve bu kadar şeyi bilmenin omuzlarına yüklediği yükle birlikte öleceğin günü bir köşeye geçip beklemeye başlıyorsun.
Hocam aslında bütün bu durumları illa ki yaşanmışlıktan geçtikten sonra da anlamaya gerek yok, sayılı insanlar sizin durumunuza gelmeden sizin durumunuzu ve de yaşamın değerini anlayabiliyorlar, Dünya yaşantımızın sınırlı olduğunu her tarafta görebiliyorum, çok ama çoook kanıt var... Resmen bana bağırıyorlar : (ZAMAN sınırlı... N'apmalıyım değil, yap..) diyorlar bana.

Ancak %90'lık kesim bunun farkında değil, hâlâ tuhaf tuhaf olaylar içerisindeler, ama bu başlangıçtan bu yana böyle idi ve de öyle olmaya da devam edecek...

Geçmiş olsun..