5- sorunuza cevap vermek istiyorum ben şiayım iran şiası değilim müştehitlere inanmıyorum hamaney humeyni din liderim değildir.
Zikredilecek rivayetlerin bütünlüğünden istifade ediliyor ki Hz. Muhsin (a.s.) hazreti Zehranın (a.s.) çocuklarından idi ve şahadete ulaşmıştır. Hazreti Ali (a.s.) şöyle buyurdu: Eğer düşük yapmış çocuklarınıza daha isim takmadıysanız kıyamet gününde sizi görürler ve babalarına şöyle derler: Neden bana isim takmadın, oysaki peygamber (s.a.v.) Muhsine daha dünyaya gelmeden isim takmıştır. [1]
Merhum Taberisi şöyle diyor:
Ebu Bekir Kunfuza Fatmayı dövünüz şeklinde emir gönderdi. Bu emirle iş daha büyüdü ve onu Aliden uzaklaştırdı. Kunfuz çok şiddetli davranışla sahneye girdi ve kasavet bakımından nihai derecedeki bir kalple peygamberin değerli kızını kapı ile duvar arasında sıkıştırdı bu sıkıştırma o denli şiddetli idi ki o değerli hanımın kaburgası kırıldı ve karnındaki çocuk düşük yaptı!. [2]
Birkaç hadise daha bakalım:
Fatıma çok rahatsız olduğu halde kapının arkasına gelerek; Ey Ömer! Bizimle işin olmasın. Bırak kendi işimizle uğraşalım dedi. Ömer; Kapıyı aç! Yoksa evi yakarım!! dedi. [3]
Fatıma (a.s); Ey Ömer! Allahtan korkmuyor musun? İzinsiz olarak evime mi girmek istiyorsun?! dedi.
Fatıma (a.s) her ne ettiyse Ömeri kararından caydıramadı. Bilakis, Ömer, kapıyı açmadıklarını görünce; Odun getirin de kapıyı yakayım! dedi. [4]
Nihayet Ömer kapıyı ateşe verdi. Sonra da şiddetle tekmelemeğe ve itmeye başladı. Kapı açıldı, Ömer içeri girmek istedi. Hz. Fatıma (a.s) Ömerin önünü kesti. Ömer kılıfında olan kılıcıyla o Hazret'i vurmaya başladı. Hazret belki de halk gaflet uykusundan uyanır ve Aliyi savunurlar diye ağlayıp feryat etmeye başladı. Fatımanın ağlayıp yardım talebinde bulunmaları, o taş yürekli insanlara hiç tesir etmedi. Hatta o Hazret'i dövmeğe başladılar ve kamçıyla kolunu morarttılar! [5]
Bir başka hadise göre Fatma, kendinden sonra gelenlere, Beni Sakife'de iş başına getirilen hilafet sisteminin meşru olmadığını, bu sistemin Peygamber'in kalbinin meyvesi olarak tanıttığı kızına ne gibi zulümlerin reva görüldüğünü bildirmek kararındadır. Bu yüzden Aliye vasiyet ederek: Beni geceleyin kefenle ve gizli olarak toprağa ver. Kaburga kemiklerimi kıran, çocuğumun düşmesine sebep olan ve malıma el koyan kimselerin cenazemin başında durmalarını istemem; kabrim de bilinmesin! [17] demiştir.