Kurban, normalde bir ayda kazandığı parayı bir anlık şansla on saniyede kazanır. Vücuttaki dopamin seviyesi tavan yapar. Heyecan duygusu zirvededir. Hayattan hiç almadığı kadar keyif alıyordur. Ertesi gün asgari ücretli sıkıcı işine devam ederken gecesinde olanları düşünür. Işıklar, şekerler, dolarlar... O cıvıl cıvıl ortam. Karnında kelebekler uçuşarak mesainin bitmesini bekler. Hızlıca eve gider, ne yiyip ne içtiğini bile bilmeden bir şeyler atıştırır ve bilgisayarın karşısına oturur. Arkadaşının buluşma teklifini reddetmiştir. İşte yine o tatlı heyecan duygusu... Bu sefer şanslı değildir. Ufak bir meblağ kaybeder. Çok takmaz. Bir sonraki sefer kazanacağını düşünür. Altın vuruşu bir gün yapacaktır. Bunun umudu vardır içinde.
Ertesi gün monoton dandik işine gittiğinde asla güzel bir kadınla birlikte olamayacağı, lüks bir spor arabayla gazlayamayacağı gerçeği gelir gözünün önüne. Ben de erkek miyim diye düşünür. Akşam yine bilgisayara oturur ve altı aylık maaşını bir anda kazanır.
İşte bu kolay para kazanma arzusu ve hissettiği heyecan çöküş dönemini beraberinde getirir. Güçlü yapay bağımlılıklar dışında hiçbir şeyden keyif almaz. Dopamini köklemek için f*p yapar, uy*şt*r*cu kullanır, k*mar oynar. Su içmek, çiçek koklamak, bilgisayar oyunu oynamaktan asla keyif alamaz. Dopamin eşiği yükselmiştir. Hiçbir şey onu heyecanlandırmıyordur. K*mar dışında.. Şans da bir yere kadar değil mi? Sürekli kaybetmeye başlar. Kendini "Bu sefer olacak!" diye avutur. Bu süreç böyle devam eder. Hırs gözünü kör eder. Annesinin bileziğini bile basar oyuna.
Artık bankacılık uygulamasında -600.000 TL yazmaktadır. Bu noktada ya kendini resetler, oyundan uzak durur; ya da durumu düzeltmek için çabalarken iyice dibe batar.
K*mar oynamayın, oynatmayın. Hayat güzel beyler. Çok şükür hiç bulaşmadım, bulaşmam da.