2yıl kadar cezaevi inşaatında çalıştım. Mahkumlar kadar olmasa bile cezaevi gerçeğini az da olsa anladım. Bence herkes hayatında bir kere birkaç günlüğüne cezaevine girmeli. Orada yaşamalı.
Cezaevinde duruken güneş bile farklı geliyor insana, gökyüzü farklı geliyor. Onları bile her zaman istediğin gibi göremiyorsun. Ağaçlar kuşlar yapraklar vs vs...
Ancak bizler dışarıda yaşarken bunların değerini bilemiyoruz. Nedeni çünkü alışmak ve kanıksamak bizi körleştiriyor. Güzellikleri farkedemeiğimiz gibi, kötülükleri çirkinlikleri de farkedeemyoruz. O yüzden ülkenin dörtbir yannda ormanlar dereler denizler çöplük haline geldi.
İstanbulda yaşayan insanlar da istanbulun güzelliğinin maalesef farkında değil. Tam da bu sebep yüzünden. Hayat mücadelesi hepimizi körleştiriyor. Ve hep olumsuz düşünceler arasında yaşıyoruz.
***
Tüm bunlardan çıkan sonuç zihnimiz çoktan köleleştirilmiş. Bedenlerimiz de zaamn ve mekan hücrelerinde hapis cezası çekiyor.
Benim hayatat en sevdiğim şey gezmek, farklı şehirler farklı yerler görmek. Ancak ülkenin en zengin en serbest insanları bile bunu yapamıyor. başkalarının özgürlük anlayışı farklı olabilir. Ancak hepimiz biryerlerden siteme bağlıyız.
***
yaşadığımız bu cezaevinde körelen beynimizi elektronik uyuş-turucular ile yatıştırıyoruz. Tv ve internette geçirdiğimiz vaktin asıl etkisi beyne verdiği haz duyguları. Öfke korku heyecan cinsellik aşk gibi duygular tv ekranları veya sosyal medya etkileşimi ile tetikleniyor. Biz de bu duyguları hissettiğimiz için mutlu oluyoruz.
Gerçek hayatı köle olarak yaşarken yapay duygular ile kendimizi avutuyoruz. Kazanan her zaman
sistemin sahipleri. Bizler ise herçek hayattan kopuk yaşıyoruz.
***
Taşın altındaki bir solucan, ağaçtan düşen yaprak bizi heyecanlandırmıyor. Oysaa onların bile öyle çok faydası var ki. Veya kendine ait kendine özgü güzelliği...