Selam olsun,

Mal mülk çok şükür var, İstanbul'da yaşarken güzel etiketlerim vardı.
Huzur ve mutluluk var mıydı? hayır.
Az para kazananların yanılgısı çok para kazanınca her şeyin yoluna gireceği.
Evet, istediğin şeyi alabilirsin ve ilk başta bu mutlu edebilir ama bunlar maddi mutluluklar. İllaki son bulur.
Huzur ve mutluluk ise bambaşka.

Şimdi bir köy evinde standartlarımın görece çok altında yaşıyorum ama yaşadığım huzur ve mutluluğu anlatamam.
Meğerse para harcamadan mutlu olunabiliyormuş. Geç öğrendim.
Büyük şehirlerde ve o kafa yapısında olunca hep daha kafasında yaşıyorsun, hayatın amacı haline geliyor.
Eskiden kullandığım telefonun hep son modelini alırdım bu beni mutlu ediyordu ama son 10 yıldır telefon değişikliği yapmadım.
O kadar önemsiz ve değersiz geliyor ki...

Bunlar yerine hayvanlarla, doğayla yani yaşamın kendisi ile birlikte yaşamaya alışıyorsun.
Tabiatımız bunlara daha yatkın aslında, baskılıyoruz.
İstanbul'da ki evim en nezih bir semtte müstakil bahçeli lüks bir evdir buna karşın şuan oturduğum ev bir köy evi.
Ağaç dikiyorum, diktiğim ağaçlar meyve bile vermeye başladı. Zeytinim kendi bahçemden.

Bunları teşvik etmesi için yazdım. Asıl güzellik yaşlanmıyorsun.
Trafik stresi mi? o ne?
En büyük dert tavuğa tilki dadanır mı? Yumurtayı neden az verdi, hastalar mı?
Hırs kalmıyor, hırs olmayınca stres olmuyor, stres olmayınca huzur için ortam oluşuyor.

Hadi benim imkanım var ama yaşadığım hayatın aynısını yaşadığım yerde köylülerde yaşıyor.
İmkanları asgari ücret bile değil. 80 yaşında insanlar tazı gibi.
En korktukları şey uydurdukları keçileri yiyen canavar adını verdikleri büyük köpekler.

Para kazanmak vampirin kan içmesi gibi.
Kazandıkça daha çok kazanmak istiyorsun ve hayatı ıskalıyorsun.