AndroiDeveloper adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
ölüm sonrası yaşama inanmamak için aslında dünya da var olmadığına inanmak gerekir. akıl da dünya da var olduğumuzu gösteriyor. tabi septik ve sofistlik gibi akımların kendince mantıklı gördüğü düşünceler var ama komik düşünceler bunlar.kısaca burada varsak bundan sonrası da olmak zorunda.
Değerli hocam bizden öncesi var olduğu gibi bizden sonrası da var olacak.
Sizinle ayrıldığımız nokta sen şu anda var olduğunu ispat ediyorsun ama şu andaki varlığını ezeli ve ebedi varlığını kanıtlamak için kullanıyorsun. Evet bugün varız. Ama 100 sene önce yoktuk. 100 sene sonra da var olmayacağız. Sen şu anda fiziki olarak varoluşunu fiziki benliğinden öte ebedi olarak varoluşuna delil olarak kullanmaya kalkıyorsun. Bu mantıklı ve tutarlı değil. Madde vardan yok olmaz yoktan var olmaz. Biz de öleceğiz ve sahip olduğumuz enerji ve kütle evrende dolanmaya devam edecek. Ama sen sonsuza kadar sen olarak kalmaya devam edeceğine dirileceğine inanmak istiyorsun. Ve bu inanca delil olarak gösterdiğin iddialar da başkaları için komik karşılanıyor. Çünkü iddianı ispatlamak için gösterdiğin delil iddianın kendisi.

ejder024 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Sen olaya tamamen materyalist açıdan yaklaşıyorsun. Bazı şeyler sadece bilimsel yaklaşırsan öyle olduğunu zan edip durursun. Aşk, sevgi, saygı, merhamet, vicdan bunlar maddecilik ile açıklanabilir şeyler değil.
Beyin tek başına bunları algılayamaz, anlayamaz. Dinde de olduğu gibi kalbin his eder beyin tasdik eder. Kalp sadece kan pompalamaya yarayan bir alet değildir. Günümüzde bilim bile kalp ve beynin beraber hareket ettiğini anlamış durumda. Yapılan araştırmalarda kalp ve beynin ortak hareket ettiği söylenmektedir. Bütün organların arasında elle tutulmayan ve gözle görülmeyen bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı ruh sağlamaktadır.
Sen işini içine ruhu koyma maneviyatı koyma sonra aralarında bir bağlantı yoktur de geç. Sizlerin yanılgısı bütün olaylara sadece maddesel baktığınızdandır.
Yaşamın var olması için rastgele 1 milyonda 1 bile olanak yok iken sonuçta varız.
Yani yaşamın oluşabilmesi için bir milyar deneme yapılsa yine de başarı sağlanmayacak bir durumda yaşam oluşmuş. Siz bu oluşan enerjiyi rast gele oluştu diye basit örnekler vermeye çalışıyorsunuz.
Yaşamın oluşumu bir süreç ve bitişi de olacak bunda hemfikirim. Ama bu tasarlanmış bir süreç başı boş rastgele bir süreç değil.
Şu anda neden herhangi bir yerde durduk yere enerji oluşmuyor, yaşam oluşmuyor. Eğer dediğiniz gibi olsaydı mutlaka bilim bir yerlerde kendiliğinden oluşan canlılar varlıklar keşif etmiş olurdu.
Sadece bilime bakarak bazı sonuçlara varamazsın. Bu işin içinde mantık var, ruh var, aşk var, varda var.
Hocam sen neye inanmak istiyorsan inanabilirsin. İnanmak istediğin şey benim hayatıma bir dayatma içermediği sürece saygım sonsuz.
Ama inancını ispat etmek için bilimde var olmayan bilgileri öne sürdüğünde muhalefet ederim.
Bilimsel hiç bir çalışma kalbin duygular ile hisler ile iman ile bir alakası olduğunu göstermiyor. Beyin ile kalbin beraber çalışarak duyguları ürettiğini iddia ettiğin bilimsel araştırmaların linklerini bekliyorum senden.
Ben gelişim psikolojisi ve eğitim psikolojisi dersleri aldım. Beynin 3 alanda işlevi vardır. Bilişsel alan bu bizim genelde zeka dediğimiz bilme öğrenme sorun çözme gibi işlerdir. Psikomotor alan bu sinir sistemi ile beraber bedeni ince ayarda kullanma becerisidir. Bir de duyuşsal alan vardır bu da ilkel beyindir ve duygular, tutumlar, hisleri yönetir.
Yani sevgi, aşk, vicdan, nefis, dürtüler gibi duygu his ve tutumlar da beyinde yönetilir. Kalp ile zerre alakası yoktur.
Modern nörolojik görüntüleme yöntemler ile insanların aşık olduğunda, bir anne bebeğini özlediğinde, insanın suçluluk duyduğunda beyninin hangi bölgelerinin aktif olduğu görüntülenebiliyor.
Yani kalp ile maneviyatın zerre alakası yok. Hayatında hiç insan görmeden yetişen insanların da vicdan, merhamet, empati gibi duyguları geliştiremediklerini biliyoruz.
Beyni hasta insanlar psikopat olur, psikopat empati yeteneği hiç olmayan bu yüzden de merhamet vicdan gibi tavırlar sergileyemeyen insandır. Psikopatların beyni hastadır kalbi değil. Çünkü kalp ile hiç bir alakası yoktur maneviyatın. Herşey beyindedir. Kimse kalp damarları tıkandığı için imanını kaybetmez, aşkı bitmez, kalp yetmezliği yaşayan kimse merhametini vicdanını kaybetmez.
Yani maneviyat dediğin şeyin tamamı da beyindedir. Maneviyat dediğin şeyler beynin ayna nöronları ile sahip olduğumuz empati yeteneği ile sosyalleşme sürecinde öğrendiğimiz sosyal yaşamdaki çatışmayı önleyecek davranıl kalıplarıdır.

netadam adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Hocam sen bu vücuda nasıl girdin? Ne oldu da bu vücudu yönetebiliyorsun? Nasıl oldu da bu vücudu hareket ettirebiliyorsun. Ne oldu da atıyorum 19XX yılında dünyaya geldin? Nasıl oldu da bu vücuda girdin? Bunları açıklayabilir misin ? Yani ortada maddeden başka bir şey olduğu gerçek. Fakat bu organlarımızdan bağımsız bir şey. Sanki bir ruh üflenmiş bedene.

Bu vücudu yöneten bir insan, robot da değil. Robot olsaydık bile hissetmezdik sadece belirli programlandığımız şeylere odaklanırdık. Fakat bu halimizle hem kendimiz yönetiyoruz, hem de sadece bu vücudu yönetebiliyoruz. Beyin bir makina. Tamam duygu ve düşünceleri gerçekleştiriyor. O zaman beyinde öyle gizli bir bölüm var ki buraya ruh üflendi. Diğer türlü robottan farkı olmazdı kişinin. Yönetemezdik, hissedemezdik ruh olmasaydı kısaca. Veya yönetirdik ama hissedemezdik. Burada hissetmek ve yaşamak kavramlarının bilimsel açıklaması yok diye düşünüyorum.
Hocam sen soruyu sorarken yanıt veriyorsun. Çünkü amacın yanıt almak değil. Karşındakine kendi inancını empoze etmek istiyorsun. Ben bu vücudun içine girmedim. Bunu sen söylüyorsun. Bir ağaç o ağacın içine girmiyor. Ben de bu vücudun içine girmedim. Babamın spermi ve annemin yumurtasından ortaya çıkan bir zigottan geliyorum. Bu beden içine girip çıktığım bir kıyafet değil. Bunu senin gibi sonsuza kadar var olacağına inanmak isteyenler iddia ediyor. Çünkü kıyafetin yani bedenin çürüdüğünü ve yok olduğunu görüyorsun ve kıyafetin içine girip çıkan sonsuza kadar varolacak başka bir varlık olmak istiyorsun.

Yani bedenin içine girip çıkmak diye bir şey yok. Bunu ispat eden gören kimse yok. Ruh ile ilgili hiç bir kanıt yok. Ama beynin insanın tüm duygu ve düşüncelerini yönettiğini gösteren binmercr kanıt var.

Düşünsene sen insanların ruhlarının beyinlerine üflendiğine inanmak istiyorsun. Kutsal kitapda kalp yazıyor ama sen 2000 lerde yaşıyorsun ve bilimi takip ediyorsun. Bilime güveniyorsun o yüzden ruhun beyinde olması gerektiğini savunuyorsun. Oysa nörolojik görüntüleme teknikleri ile konuşmanın, aşkın, hatıraların, agresif duyguların beynin hangi bölümünde ortaya çıktığı görüntülenebiliyor.

Yani ben bu bedene girip çıkmıyorum. Bu beden zaten benim. Ruh denilen bir şey olsaydı insanın karakterini yaşadığı hayat deneyimleri belirlemezdi. Ruh olsaydı 5 yaşında da 25 yaşında da 55 yaşında da tercihlerimiz aynı olurdu.