digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Benim için sorunun yanıtı basit.
1978 yılında yoktum. 2078 yılında da yok olacağım.
1978 yılında bedenimdeki tüm elementler dünyanın çeşitli yerlerinde dağınık haldeydi.
2078 yılında da bedenimdeki tüm elementler dünyaya geri dönmüş ve dağılmış olacaklar.

Evrene bakıp kendi uydurdukları düzeni ahengi görenmek isteyenler ölümden sonra hayata da inanırlar.
Ama bu koca evrenin dünya denilen sıradan, dandik, basit, sıradan bir gezegende yaşayan bir primat türünü sınava sokmak için yaratıldığına inanmak akıl dışıdır.
Gözlenebilen kısmı 93 milyar ışık yılı olan, gözlemleyebildiğimiz kısmında 2 trilyon galaksi ve her galakside yüz milyarlarca yldız bulunan bir evren var.
Güneşte 1 saniyede üretilen enerji insanlığın tarih boyunca ürettiği ve tarih boyunca kullandığı enerjiden fazla.

Webmaster arkadaşlar için olayı basitleştirmek gerekirse.
Dandik bir gezegendeki bir primat türünü sınava sokmak için bu boyutta kütle ve enerjiye sahip bir evren yaratmak,
hesap makinesi çalıştırmak için dünyanın bütün verimerkezlerini satın alıp hesap makinesi uygulamasını rastgele bir sunucuda çalıştırmak gibidir.

Bir yaratıcının olup olmadığı konusunda vardır ya da yoktur diyecek bir veriye sahip değilim.
Ama biraz mantıkla analiz yapıldığında bu kadar büyük enerji ve kütleyi yaratabilen bir gücün bunu dünyadaki dandik bir primat türüne özel mesaj göndermeyeceği anlaşılır.
Hatta bu kudrette bir yartıcının dandik bir gezegendeki dandik bir primat türünün saçlarını nasıl örtmeleri, cinsel ilişkilerini nasıl sınırlandırmaları gerektiği, faiz alıp almamaları gerektiği ile ilgili mesaj gönderdiğini düşünmek mantığın bittiği noktadır.

Evrenin boyutlarını gerçekten anlayan bir insan bunu tanrının varlığına dair bir işaret olarak görebilir.
Ama bu boyuttaki evrende dünyanın ve insanların boyutunu farkettiğinde tanrının insanlara mesaj gönderdiğini düşünmenin nasıl bir kibir olduğunu anlar.
BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bir Tanrı var mıdır elbette ne varlığını ne yokluğunu ispatlayamayız ama öldükten sonra emin olduğum tek şey mevcut dinlerin söylediklerini dikkate almamam gerektiğidir. Huriymiş, altın ve inciymiş, kuş etleriymiş, tüysüz erkek gılman hizmetlilermiş bunları ciddiye almıyorum. Öyle bir Tanrı düşünün ki yaşamış ve ölmüş, yaşamakta olan, henüz yaşamamış ama yaşayıp ölecek tüm insanların hayatları boyunca ne yapacağını yani kaderlerini, iradelerini, geleceklerini biliyor ama Ayet gönderip tamam siz öyle yaptınız madem, peki öyle olsun diyebiliyor, fikir değiştiriyor, aynı sure içinde sözünden cayıyor ve yeni bir hüküm belirliyor. Bu mümkün olabilir mi? Mutlak bir Tanrı, kararları sorgulanamaz, hata yapamaz, çelişkisi olamaz, mantıksız olamaz, kusurlu olamaz ama her sözünde bir kusur, matematik hatası,kale mantık hatası vs. vs. yüzlerce hatadan geçilmiyor. Aynı sure içinde kervan soygununun ganimetin tamamını kendine ve elçisine istiyor, kervan soyguncuları baskı yapıyor, bizde hakkımızı isteriz diyor ve Tanrı birden bire fikrini değiştirip aynı sure içinde tamam tamam %20 bize yeter, %80 sizin olsun diyor fitleşiyor. Bunu gerçekten kusursuz bir Tanrının yapabileceğini düşünmek bana pek mantıklı gelmiyor.


Haliyle " ölümden sonrası " hakkında ne kelime ederse etsin toplu iğne ucu kadar gerçekliğine ihtimal vermiyorum ki zaten başka kaynaklardan alıntı. O başka kaynakları da tasdiklediğini söylüyor zaten ama tasdiklenen önceki kaynaklar çok daha fazla hata içeriyor, hataları hataları ile tasdikleyen bir Tanrının varlığı elbette sorgulanır, bunda anormal bir durum yok. " Benim tezime göre " kısacası insanı insan yapan ana organı beynidir, beyin öldükten sonra kalp kan pompalamaya devam etse bile beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta hayata dönemez. Beynimiz öldüğü an bilincimiz kapanır ve uyumuş gibi oluruz. Uykudan farkı ise rüya göremeyeceğimiz, hiçbir şey hissedemeyeceğimiz ve asla tekrar uyanamayacağımız bir uyku olması. Ben ölümden korkmuyorum, hiçliğin nesinden korkayım? Elbet olacak bir şey bu ve kaçınmanın şimdilik günümüz teknolojisi ile bir yolu yok, o halde korkmanın anlamı da yok. Lakin bu hayattan vaz geçer miyim? Asla, çünkü bilirim ki bu hayat elimizdeki tek şey, başka bir dünya ahiret hayat öbür taraf yok, ne yaşayacaksak burada yaşayacağız ve yok olacağız, o yüzden bu dünyamı heba edemem, ihtimallere zaman harcayamam. Konu ölümse zaten kaçamayacağız, kesin olarak ise ne olduğunu belki hiç öğrenemeyeceğiz çünkü sonsuz bir uykuya dalmış kapalı bilinç bunu fark edemeyebilir, aa böyle bir şeymiş demek ki diyemeyebiliriz. Ölümü düşünerek yaşamak yerine yarın yokmuş gibi hayattan keyif almak gerektiğine inanıyorum.
kaleminize sağlık, katılıyorum