BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Fırsatçılık organize olarak yapılmıyor her zaman, çoğu zaman bölgesel olarak yapılıyor. Misal havalimanları ve terminaller bana hep fırsatçılık yuvası gibi gelmiştir. Bir suyun markette 5 lira olduğunu bilirsin, bir cafe de en fazla 20 lira, çok elit bir mekanda 50 lira olduğunu bilirsin ama havalimanında 100 lira olunca ne oluyoruz diyor insan. Temmuz ayında 81 liraya su diye haber yapılmıştı üstelik 330 ml küçük şişeler yani büyüğü olsa kaç olacak kim bilir. Yazlık yerlerde örneğin plaj girişlerinde çok oluyor bu, ıssız ilçelerde örneğin Şile de kamp yapacaksın yol üzerinde doğru düzgün dükkan yok, olanlar da üzerine sağlam eklemeler yapıyorlar çünkü bölgenin tekeli olmuşlar. Misal çekirdeğin paketi 10 lira, Yeşilköy sahile in seyyarlarda 30 lira, sahile en yakın işletmelerde 20-25 liraya bulursun.

Dediğin rekabet mantığında da büyük zincir işletmeler bazı şubeleri için zararı göze alır, tabela değeri için yapılır genelde mesela x börek zincirinin atıyorum 300 şubesi var, şubelerden birinin hemen yan dükkanına küçük bir börekçi geldi bu zincirin çeyreği fiyatına satıyor ve zincire giren pek yok, sadece o dükkan özelinde zarar etse bile orayı kapatmıyorlar. Zincirlerde genelde aynı fiyat politikası olduğu için aman bu şubede fiyat kıralım, zarar etmeyelim mantığı da gütmüyorlar yani satılmazsa zarar eder fiyat indirir söylemi de bazı durumlarda geçerli değil, çok fazla değişken var.
Değerli hocam sen de biliyorsun ki ticaretin kendisi bir zaten fırsatçılık faaliyetidir.
Ticaret bir katma değer yaratma işidir bu katma değer de insanların ihtiyaçlarını gidererek bu fırsat üzerinden para kazanma işidir.
Bir malın ya da hizmetin mekan, zaman ya da kullanım faydasını arttırıp katma değer üretme işidir.

Havaalanları ve terminallerde çok fahiş ihaleler yapılıyor.
Devlet bir havaalanını işletecek firmadan milyar dolarlar düzeyinde ödeme alıyor.
O firmada ihalede verecği parayı, üzerine yapacağı ek yatırımları ve işletmek için harcayacağı parayı hesap edip üzerine dolar bazında alternatif yatırım araçlarını aşacak bir kar marjı koyuyor ve maliyeti havalimanında harcama yapacak tüm yolculara ödetiyor. O zaman da 81 liraya havalimanında küçük su satılıyor.
Mesela pandemi döneminde yapılan 2 senelik zarar ihalenin kalan süresine paylaştırılarak o havalimanını kullananlardan tahsil edilecek, bir sandviçten, bir küçük sudan şehirdeki fiyatının 15-20 katı fiyat alınarak yapılacak.
Devlet vatandaşa dövizle kiralama yapmaya izin vermiyor ama tüm büyük ihalelerini dolarla euro ile yapıyor.

Aynısı yazlık plaj girişleri için de geçerli.
Bu plajlar ya da plaj çevresindeki işletmeler Belediye tarafından ihale ediliyor ya da bölgenin rantından faydalanmak isteyen yerli mülk sahipleri bu bölgedeki dükkanlar için şehirlerin en merkezi yerlerinin 2-3 yıllık kira bedellerini sezonluk istiyorlar.
Oysa bir plaj en güneydeyse bile 3 ay yoğun sezon, 2 ayda hafif sezon yaşar.
Bu plajda fiyatlar 4 kat olursa ancak maliyeti kurtarır gibi görünse de aslında bu bölgedeki eleman, kira, toptancı diğer işletme maliyetleri de şehre göre yüksektir.
Bir de burası talep gören bir bölgeyse fiyatlara talep baskısı eklenir ve o fiyat 10-15-20 katına çıkar.
Antalyanın sahile uzak ilçelerinde belediyenin çay bahçesindeki fiyatların 10-20 katının plaj bölgesinde olması kaçınılmazdır.
Çünkü o çay bahçesinde çay içmek için 6 ay öncesinden rezervasyon yaptıran olmadığı için, çay bahçesinin olduğu ilçede işletme ve yaşam maliyetleri yükselmez.
Mesela adam Şile'de yol üzerinde dükkan açmış, öyle ıssız bir yere dükkan açmanın ve senenin 8-9 ayı Şile'ye kimsenin gitmemesinin maliyetini 2-3 ayda sattıkları ürünlerin fiyatlarına koyarak çıkarıyorlar. Yani müşteriler sezonluk yerlerden ürün alırlarken sadece ürünün fiyatını değil, o fiyat içinde işletmenin boşta kaldığı ayların zarar ettiği sezonun maliyetini de öderler.

Yeşilköy sahile giderken yanında çekirdek taşımayı akıl eden ve çantasında yük etmek isteyenler 10 liraya çekirdeğini yer.
Ama çekirdeğini, termosunu unutan ya da taşımak yük etmek istemeyen de çekirdeğe çaya piyasana 3-4 katı fiyatı verir.
Çünkü sahildeki marketin depolayabileceği çekirdek ve başa çıkabileceği müşteri sayısı daha kısıtlı ve müşteriler burada daha yüksek fiyat ödemeye razı.
O zaman daha yüksek fiyat çekip daha az müşteriyle uğraşıp aynı parayı kazanmayı hedefler küçük market.
Seyyara verilen fiyat da malın ederi değil, malın ayağına getirilmesi, o bölgede diğer seyyar satıcılarlar rekabet edilmesi ve insanların sahile gelmedikleri zamanların acısının çıkarılmasıdır.

Yani ticaretin kendisi fırsatçılıktır.
Bir bölgede eksik olan ihtiyacı görüp bu ihtiyacı giderirken en yüksek karı elde etmek ticaretin ana hedefidir.
Tüccarın iş garantisi falan yoktur, o yüzden bir elemanın kazandığının kat kat üzerinde kazanmalıdır ki hem elemandan iyi yaşasın hem de yüksek birikim yaparak ileride yaşayabileceği kötü durumlar için kendine birikim yapsın.
Bim'de 10 liraya satılan çekirdeği sahile yakın marketten 20 liraya almak, seyyar dan 30 liraya almak fırsatçılık değil ticarettir.
Hepsi o çekirdeği benzer fiyata alır, ama kim talebin daha yüksek olduğu yere daha yakın satarsa o daha çok katma değer üretir.
Tıpkı bir portakalın kilosunun antalyada bahçede 1 lira, halde 5-6 lira markette 20 lira olması gibi.
Son kullanıcıya kim daha yakınsa, kimin talebi daha yüksekse onun fiyatı yükselir.

Yani temelde ticaret bir fırsatçılık işidir.
Ama biz serbest piyasa kavramını kabul edemediğimiz hala lonca sistemi ile tüccarların vicdanlarına dayanarak fiyat belirlemesi gerektiğini düşündüğümüz için sistemi değil fiyat tartışıyoruz.
Biri ülkedeki tüm zeytinyağlarını toplayıp fiyatını talepten bağımsız olarak belirlemiyorsa sorun yoktur.
Biri zeytinyağım okunmuş üflenmiş ağaçtan soğuk sıkımdır litresi 100 bin liradır diye satışa koyabilir.
Eğer alternatif fiyat varsa tüketici satıcının fiyatını indirmeye uğraşmak yerine zahmete katlanıp kendine uygun olan işletmeye ulaşıp, ihtiyacını oradan tedarik etmelidir.