Üstad.... sana ukalalık yapayım mı biraz... Lütfen izin ver...
En sağlam liselerden birinde okudum Tam burslu. itü'de endüstri mühendisi oldum, yine burslu. master yaptım işletme konusunda. robot kol yapıp bilgisayarla kontrol ettim, tübitak ödülleri aldım, bakanlarla yemek yedim, sene 1987. üniversitede okurken bilgisayar işine bulaştım. microsoft ürünlerinin tanıtım seminerlerini verdim, yabancı şirket yöneticilerine yabancı dilde eğitimler verdim. İsrail'de intel uzmanı oldum. fracsada digital firmasının ürünlerinin uzamnı oldum. isviçrede şu bu... acayip para dönüyordu maaşlarda, bursa paralarımla araba aldım, canım istedi fransaya tatile gittim. okumuş adam çok iyi kazanıyordu. Global'de borsa işine girdim, koltuklarda oturdum, asistanlar, sekreterler... ne güzzel değil mi....
sonra 2000 krizi çıktı. senelerce iş bulamadım. "sen bize fazla gelirsin" dediler iş vermediler. kariyet net beni özel toplantıya çağırdı. "biz neden sana iş bulamıyoruz" dedi. elektronik tasarımı yaparım, bilgisayar programı yazarım, cnc tezgahı programlarım. yabancı dil desen ana dil gibi... ama iş bulamadım....
diploman nerede diyen kimse bile olmadı. okuduğum okulların sadece adı yetmişti. öğretilenlerin hiçbirini kullanmadım, hiç lazım olmadı....
mecbur kalıp kendi yazılım şirketimi kurdum. parasızlıktan sürünüyordum. baktım ki meğer iş varmış... ama şirket sahipleri o parayı çalışanları ile paylaşmak istemiyormuş. kimse öğretmemişti bunu bana. yemişim öyle üniversiteyi, liseyi... kanadaya program yazdım, ingiltereye, isviçreye.... iş yaptım paramı aldım, hiç sorun çıkmadı.... ilginçti çünkü türkiyede ne iş yapsam paramı alamıyordum. 200 saat bir program yazıyorsam 50 saat "paramı almazlarsa nasıl programı kullanmalarını engellerim" diye algoritma geliştirmekle uğraşıyordum. yerel müşterilerden nefret ettim. Yanlış anlama tema vakfı, turmapa vakfı, başak sigorta, antrepolar, ilaç depoları... nerede türk var orada sorun vardı benim için. emek bilgi eğitim yetenek hiçbir işe yaramıyordu. tek kafayı taktıkları şey kaç para verdikleriydi, ne aldıklarına bakmıyorlardı bile, beleş olsun yeterdi onlar için.... okumuş da insanlardı ama gel gelelim kafa bir acayipti...
sonra bir mucize oldu... okuldayken harçlıklardan kalan parayla küçük bir arsa almıştım. ne metrekaresini bilirdim ne hayatımda bir defa olsun görmüşlüğüm vardı. tapusu bile kayıptı. telefon çaldı, inşaat yapmak istedi birisi.... tüm iş hayatım boyunca kazandığımdan ve hatta brüt kazancımdan ve hatta toplam ciromdan fazlasını hiç iş yapmadan kazanmıştım. lanet oldundu bçyle sisteme... yabancı ülkelerde 6 ay 9 ay iki sene kalmıştım. oralar hiç böyle değildi... anlaşamıyordum artık burada hiçkimseyle, müşteriler benim gözümde ilkel mağara adamları yerli müşteriler de gözlerine benim cebime dikmiş hırsızlardı.
ama öğrenmiştim sonunda... ne yaptığım değil nasıl pazarladığım önemliydi. bir yerde çalışmak işe yaramıyordu artık, devir değişmişti, benim maaşımla zengin olabildiğim dönemler bitmişti... küçük küçük saçma sapan programlara bir dünya para istemeye başladım. basit üç beş sayfalık web sitelerini "acayip teknoloji" diye satın alıyordu bu garip insanlar... adını vermeyeceğim büyük bir şirketin tüm otomasyon işini aldım. 18 yazılımcı 2 supervisor 2 tester.... hayvan gibi pazarlık yapıp fiyatı düşürmüşlerdi ama ava giden avlanır misali ben de dersimi almıştım... yazdım, yazdırdım, eksik bıraktım, tamamladım, on dakikalık işi on günde yaptım... gurur duymadığım bir şekilde onların beni sömürdüklerini düşünmelerini sağlayıp ben onları sömürdüm....
bu iş böyle olmayacaktı. yaptığım iş çok saçma bir hale gelmişti. program yazarak değil politika yaprak para kazanıyordum. kanadadaki işler böyle değildi ama... yazıyor, gönderiyor, parasını alıyordum. buraya gelip bana teşekkür ediyorlardı... benim programımı kullanarak yaptıkları üretimlerin videolarını çekip bana yollayıp teşekkür ediyorlardı... manyakmıydı bu kanadalılar... yok değildiler herhalde, ingilizler de öyle yapıyordu... "çok uğraştın gel onbeş tün kal burda" dedi biri ingiltereden. gittim. ev tutmuşlardı bahçeli... kimbilir ne isteyeceklerdi benden. "birşey mi lazım" dedim "hayır bu bir tatil iş konuşmayacağız" dediler... diyorum ya... manyaktı bu insanlar...
öğrenmiştim... bu coğrafyada iş yapacaksan kendin yapacaktın. para oyunlarıyla, muhasebe oyunlarıyla, laf ebeliğiyle para kazanacaktım. bana uymazdı. ayıptı. günahtı... şirketi sattım....
borsaya girdim. kimseyle uğraşmadan para kazanmak için. iyiki de yapmışım...
hikayenin özetini çıkartmayanlar için ben yapayım:
bu devirde bu coğrafyada ne okuduğun önemli değil. ne yaparsan yap kendin yapacaksın. kimseyle beraber birşey yapıp ilerleyemiyorsun. okul bitirip de bir pozisyona oturan yok. ama okulda tanıştığı insanın bağlantıları sayesinde oturan var. ailenin bağlantılar sayesinde bir pozisyona oturabilirsin ama kimse senin başarılarını takdir edip bir yere oturmayacak. eskidendi o iş. bitti. benim zamanımdaydı. bugün eğer biri sana bir ünvan bir terfi veriyorsa bil ki seni aynı paraya daha çok sömürmek iiçn yapıyor. şirket senin değil. ortağı değilsin. imza yetkisi sende değilse, sana sormadan hesaplardan para çekilebiliyorsa, o işlere engel olma gücün yoksa şirket ortağı falan değilsindir. şirkette aile gibi olunmaz... paranı verirler, sen de çalışırsın...
ama bugün biryerde çalışarak hiçbirşeye sahip olamazsın....
Tek söyleyebileceğim birşey var.... parayı takip edin.
Allah hepinize kolaylık versin...
NOT:: beni istediğiniz gibi linç edebilirsiniz. bu yazdıklarım acı, biliyorum. bunlar benim tecrübelerim. ama biri gerçekleri zamanında benim yüzüme çarpsaydı "oku adam ol" demek yerine "manyakmısın lan" deseydi belki farklı yerlerde olabilirdim. Bugün kimsenin elinde para, sermaye yok biliyorum. durum da çok zor onu da yaşıyorum. ama bugün burada gelecek nasıl kurulur inanın bilmiyorum.