Osmanlı saltanatı som bürokrat iken, bürokrasi biletam-Arap, yahut yarı-Araptır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk'e az rast geliyordum. Arap milliyetçiliği güden Şamlı Azimzadeler, Konya'dan gelme Kemik Hüseyin torunları idi. Halep'in esas familyalarının asılları Türklerdi. Osmanlı İmparatorluğunda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi. Bir Kürt zaptiye çavuşunun kütüğünden gelen Abdurrahman Paşa, dedesi ve babası vergi çaldığı için zengin, Araplaşmış olduğu için de âyan âzası idi. Bu Abdurrahman Paşa, kendi toprağının tamamını ancak harita üstünde görmüştür.Birinci Millet Meclisi'nde Şer'iye Vekilliği etmiş, Eskişehirli bir Türk hocasının Türkler gibi ''ve'' demek yerine, Araplar gibi ''vua'' dediğini belki henüz unutmamış olanlar vardır. Suriye, Filistin ve Hicaz'da:- Türk müsünüz? Sorusunun birçok defalar cevabı:- Estağfurullah! idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.

....

Bizim, diyorduk. Şam, evimiz kadar bizim, Lübnan bahçemiz kadar bizim... Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize damarımızdaki kandan geldiğine şüphe yoktu. Ve kendimizi otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatmak için yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk. Şam'dan kalkan tren, Medine'ye üç gün üç gecede gider. Medine'yi bile bırakmıyorduk. Medine'siz Türkiye? Bu emperyalizmin intiharı demekti. Ne Medine'si? Bir gün aşağı geçecek bir kıtayı selamlamaya inmiştik. Tren varken, Adana'dan beri yayan yürümekte idiler. Üç bin kadar zayıf, soluk ve üstü başı yıpranmış Türk çocuğu, yorgun argın önümüzden geçtiler. Biliyor musunuz, nereye gidiyorlardı? Aden'e ......

ZeytinDağı kitabını yazan Falih Rıfkı Atay; bahsettiği olayları bizzat görmüştür. Bölgede yıllarca üst düzey Osmanlı memuru olarak çalışmıştır. Kitabın bir yerinde şöyle der:

Osmanlı İmparatorluğu Trakya'dan Erzuruma doğru koca gövdesini yan yatırmış, memelerini müstemleke ve milliyetlerin ağzına teslim etmiş, artık sütü kanı ile karışık emilen bir sağmal idi.
-------
Bu satırları okuyunca şimdi yaşadıklarımızı düşündüm. Milyonlarca arabı ülkemize almışız. Bizi 100 yıl aradan sonra sağmal inek gibi emmeye devam ediyorlar. Şu Filistin meselesinde bile, onlar hiçbir zaman bizim yanımızda değil, ancak biz her zaman onların yanında olmalıyız öyle mi....