Selam olsun,
Bak işte yine neden mezheplere karşıt olduğumu gösterdin.
Bu yazdıklarını Kuran değil mezhepler söylemekte.
Tam bu nedenle mezheplere karşıtım.
Ben Allah diyor ki diye Ayet yazıyorum ama karşısına mezhep açıklamalarını yazıyorsunuz.
Allah diyor ki; "Anlayasınız diye Kuranı detaylı ve açık indirdim."
Mezhepler diyor ki yada dedirtiyor ki hayır anlayamazsın öyle kolay değil.
Yahu Allah detaylıca indirdim diyor?
Mezhepler diyor ki e şunu nasıl yapacaksın Kurandan bul!
Kime kafa tutuluyor bana mı Allaha mı?
Detaylı ve Açık indirdiğini söyleyen Allah.
Açık açık denilsin o zaman Allah yalan söylüyor açık ve detaylı bir kitap değil anlamak kolay değil.
Bunu dediğinizde sizin fikriniz der susarım.
"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik."(Nahl, 16/89)
Bu ayetin tefsiri veya Kur'an-ı Kerim'in anlaşılması hususunda üç ana görüş oluşmuştur.
Birinci Görüş: "Kur'an ve hadisin zahir ve sarih manasından başka batini, işari, remzi manası yoktur, anlamak konusunda herkes müsavidir. Kur'an gayet basit ve sadedir, herkes tarafından anlaşılır. Müçtehitlere, alimlere, müfessirlere, belagatçılara lüzum yoktur. Teşbih ve temsil ifade eden ayet ve hadislerde zahiri üzere anlaşılır, aynı ile tatbik edilir." derler. Bu görüş hem Kur'ana hem sünnete hem de akıl ve mantığa aykırı bir görüştür. Bunun batıllığına işaret eden yüzlerce ayet ve hadis vardır.
İkinci Görüş: Kur'an ve hadisin tamamen anlaşılmaz görüp, hurufi ve batini manalar ile zahir ve sarih manasını inciten ve anlaşılmasını belli zümrelere havale edip avam insanın nasibini tamamen ortadan kaldıran batiniyyun mezhebidir. Bu mezhebe göre
"Kur'an tamamen bir muammadır, kimse onun hakikatini idrak edemez. Ayet ve hadislerin sarih ve zahir ifadeleri tamamen semboldür, onun gerçek manaları işaridir." deyip, emir ve yasakları bütünüyle inkar etmişlerdir. Mesela namaz için
"İnsanın kalbi bir duasıdır." deyip, namazı kılmamışlar. Bu mezhebin sapkınlığı ve batıllığı da zahirdir.
Üçüncü Görüş: "Kur'an ve hadisin zahir ve sarih manası asıl ve esas olmakla beraber, bunun yanında asıl ve esasa uygun olan işari, remzi ve batini manaları da vardır." diyenlerdir. Asıl ve esas manalar herkesin anlayacağı sarih ve zahir manalardır. Ama işari ve batini manalar ilim ve kabiliyet ile idrak edilecek şeylerdir. Onun için Kuran idrak bakımından çok tabakalara ayrılan insanların hepsine hitap edip nasiplendiriyor. Bu yüzden herkesin haddini bilip neyi anlayıp neyi anlayamayacağını iyi tespit etmesi gerekir.
Bu üçüncü görüş ehli hak olan Ehl-i sünnetin yoludur.
"Ortada Kuran ve hadis varken ben tefsirlere veya ulemaya ihtiyaç duymam." demek tam bir hezeyandır. Kur'an ve hadislerde avam ve cahil insanların dini konularda ehil olan alimlere müracat etmesi gerektiği açıkça vurgulanan bir husustur. Bugün bir davamız olduğu zaman hemen avukata müracaat ediyoruz. Neden kendi kendimizi savunmuyoruz? Zira kanunlara ve anayasaya hakim değiliz. Aynı bunun gibi bütün insanların Kur'an ve sünnete tam anlamıyla hakim ve vakıf olması mümkün değildir. Bu yüzden dine hakim ve vakıf olan alimlere müracaat etmek gereklidir.
Kuran üzerine yüz binlerce tefsir ve çalışmalar yapılmıştır. Bunların hepsi kendi uzmanlık alanı ile meseleye yaklaşmış ve Kur'an ve hadisten, çok işari, remzi manalar çıkarmışlardır. Her dönem, insanların sorunları başka, gündemleri farklı olduğu için, bu sorun ve gündemlere uygun ve tedavi olacak şeyleri Kur'an ve hadis eczanesinden çıkarmışlardır. Mesela Batılı bir filozof da Kurandan bir şeyler anlayabilir ve onun üzerinde yorum yapabilir. Bunu imkansız görmek ikinci görüşe yaklaşmaktır. Lakin Batılı bir filozofu bir müçtehit gibi de göremeyiz. Kuran, tahkik ve talim gayreti olan her insana açıktır.
Bu husus Birinci Şua' da şu şekilde beyan ediliyor:
Hadîste vârid olduğu gibi, 'Herbir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin [hadîsçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tâbir edilen] fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.' (1)
Yani, Her bir âyetin mânâ mertebeleri vardır; zâhirî (açık), bâtınî (açık ve görünür mânâsının içindeki, ehlinin anlayabileceği mânâ), haddi (kapsamı) ve muttalaı (anlam çerçevesi) vardır. Bu dört mânâ tabakasından herbirinin de fürûatı (detayları), işaretleri, dalları ve ayrıntıları vardır.
İşte hadisin tarif ettiği üzere ayet ve hadislerin zahirini ve muhkem kısmını incitmeden ve inkar etmeden işari ve batini yönlerini şerh ve tabir etmek, bütün İslam alimlerinin ittifakla kabul ettiği bir usuldür. Hal böyle iken, manası kapalı olan
müteşabih hadislerin hakiki manalarını tevil ve tabir yolu ile izah ve şerh etmek, Batınilik değil, tefsir ilmi sınıfındandır. Bu hakikatleri ve usulleri bilmeyen ihatasız adamlar, tefsir ilmi ile Hurufilik ilmini aynı kefeye koyuyorlar.
Hatta müteşabih ayet ve hadisleri zahiri üstüne vermekte ciddi imani ve fikri riskler vardır. Mesela
Allah arşa istiva etti. ayetindeki istiva terimini zahiri üzere anlamak küfür olur. Zira
istiva, yani
oturmak terimi mekan ve zaman mefhumunu akla getiriyor. Halbuki Allah zaman ve mekandan münezzehtir.
Öyle ise istiva teriminden kast edilen mana Allahın mahlukat üstündeki tasarruf ve hükümranlığıdır. Buna benzer yüzlerce ve binlerce ayet ve hadisler vardır ki, bunların zahirleri murat değil, işaret ettikleri batini ve işari manalar muraddır.
Tabi manası açık ve zahir olmayan ayet ve hadislere işari ve batini mana vermek keyfi değil, belli bir usul ve ilmi çerçeve içindedir.