Merhaba, ara sıra buraya projelerim üzerinde çalışırken beni motive eden şarkılar atıyorum.


https://www.youtube.com/watch?v=U9wX1JdqP7o


Bu da onlardan biri tabii fakat bir hikayesi de var bu şarkının bende.

Liseden mezun olduğumda kazanacağım üniversite için çok heyecanlıydım. Tercihler yapıldı, sonuçlar açıklandı ve sonunda hem başka bir şehirde okuyabilecek olmanın hem de istediğim bölümü kazanmanın verdiği keyifle hayaller kurmaya başlamıştım. Yazın, günler geçmiyor, sanki kayıt günü asla gelmiyor gibiydi. Günü gelip çattığında erkenden İstanbuldan Tekirdağa yola çıktım, NKÜ'de okuyanlar bilecektir ki fakültelere tırmanan yol alt kapıdan girince bayağı dik, İstanbuldan alışığız ama bir yandan "Ulan bu yokuşu da her gün çekecek miyiz?" diye de tatlı bir hayıflanma oluşturuyor.

Kaydımı yaptırdım, yemeğimi yedim, biraz bakındım turlar attım ve artık dönme vakti geldi. Hani şu bir dönem 35 TL'ye İstanbul - Tekirdağ arası ring atan servisler vardı ya, onlara bindim işte. Yolda heyecanımdan yerimde duramayacak gibiyken bir telefon geldi, bir şeylerin bittiği söylendi ve ben de tüm heyecanımı yuttum o gün.

Yutmamla kalmadım, ailemin durumu o dönem sıkışık olduğu için ve tanıdığımız da olmadığı için günler geçerken yurt da çıkmadı ve ben tam 3 ay boyunca her sabah 4te uyanarak bu ring servislere bindim. Allah'ın her bir günü söverek gittim o üniversiteye ve kulağımda bu şarkılar aynı zamanda, Kayra'dan çıkarıyorum tüm sinirimi ve öfkemi. Yaklaşık üç ay sonra KYK Yurdu çıktı ve ben de yerleştim, çok şükür arkadaşlarım hiç yabancı hissetirmediler ve her ne kadar ben 1 senenin sonunda bırakıyorum diye gitsem de arayı açmadık.

Yurt günlerimde her gün ucuz ve yemekhane yemekleri, uykusuz günler, kahve ve sigarayla sabahlanan sayısız gecelerin sonunda her ne kadar kafam dolu olsa da bana çok şey kattı. Bazen gidip üniversitenin itiraf sayfasında "7 tlye (bir paket sigara parası) format atılır" diye ilanlar verdim ve harçlığımı çıkardım. Günün sonunda Kendimi tanıdım, ne yapmak istediğimi anladım, ailemin yanından ayrılarak (her ne kadar onlardan maddi bir destek istemesem de, ne yurt ne öncesinde) gerçekten kendi ayaklarımın üzerinde nasıl durmam gerektiğini öğrendim.

O, geçirdiğim 1 senede anladım ki, hayat okumakla değil zanaat ile elde ediliyor. Okuyan kimseye saygısızlık etmek istemem, ben kendim için bunu uygun gördüm çünkü ben plazalarda, parlak ofislerde, starbuckslarda yapılan kahvaltılarda bir hayat göremedim kendime. Sanki ben, bir şeylerin içinden gelmeliydim, o işi çıraklığından edinmeliydim derken, yurtta geçirdiğim bir senem sona erince okulu bırakmayı seçtim.


Dostlar, inanın benim olduğum ortamda olsaydınız, arkadaşlarımın samimiyeti ve ortamını görseydiniz belki sadece yurttaki geçirdiğiniz zaman için bile bırakmak istemezdiniz fakat ben inanmadım diplomaya. Evet, açıktan okuyacaktım, bir diploma her zaman şart.

Bıraktıktan sonra eve gelince bir süre boyunca ne yapabileceğimi düşündüm, sevdiğim işi yapmalıydım. O zaman ben yemek yapmayı seviyorum ve bir restoranta yamak olarak girmeliydim, girdim de. Üstelik öyle bir yere girdim ki, mesailer, işten ayrılanlar, patlayan siparişler gırla! Bir kaç sene çalıştıktan sonra 3 tezgaha aynı anda bakar hale geldim fakat günün sonunda 12 - 14 saat mesai ile kopacak gibi bir bel ve gecenin 3ü 4ünde eve vardığımı fark ettim. Tam o sırada pandemi patladı, 3 ay oturduk derken bir yerden bir ön muhasebe için iş teklifi geldi, düşündüm "ulan ben şimdi buradan gitsem yıllarımı ve belki mesleğimi yakacağım." ama günün sonunda cepte 5 kuruş yoktu ve kabul ettim. Başlarda her şey çok güzeldi, mesai saatleri, maaş, haklar vs. fakat sonra baktım ki buradan bir yere varamayacağım.

Potansiyelimi harcıyormuş gibi hissettim, hayatımı üç kuruşa karşılık cahil cüheyla ile uğraşarak mı geçirecektim?
Bu düşünce içerisine girdikten sonra ne yapsam diye düşünürken bir tanıdık sordu, bana site lazım, var mı tanıdık yapacak?
Ben yaparım dedim hiç düşünmeden, ee yıllarca bilgisayarda herşeyi yapmışım, bir siteyi mi yapamayacaktım?
İlk sitemi yaptım, ve belki 2 3 öğün yemek parasına yaptım ve o kadar berbat oldu ki anlatamam sizlere... Fakat bir kere bunun tadını aldım, eh bir yandan da evlilik planları var, farklı şehire taşınmak istiyorum vs. derken "O zaman ben bu işi çözerim aga." dedim kendi kendime.


https://www.youtube.com/watch?v=KxjQhf4QqoY


Dostlar, kaç gece sabahladım, kaç gün sabahlayarak gittim işe bilmiyorum. Gözlerim patlayana kadar, beynim çalışmayı durdurana kadar çalıştım. Gecelerce sorunlarla uğraştım, işten geldim yine iş yaptım. Üstelik tam zamanlı işime sabah 6'da uyanıyordum

Gecelerce müşterilere indirim var, kampanya var, bak burada bunu yaptık, bak gel sana şunu yapalım diye basit şekillerde pazarlamaya çalıştım. Yıllar yılları kovaladı ve günün sonunda Allah'a şükür tatlı bir kazancımız, kendimizi geçindirecek bir ağımız var.

Fakat şunu söylemek isterim ki, belki üniversiteye yaptırdığım kayıt, belki üniversiteyi bırakmam, belki aşçılığa başlamam, belki pandeminin olması, belki de yıllarca sabahlamasam bunların hiçbiri olmazdı. Ben 4 sene boyunca işe 2 - 3 saatlik uykularla gittim, buna değdi mi? Değdi.

Hayat sizleri her zaman bir yerlere savuracak, her seferinde dipte çıkılamayacak bir yerde hissedeceksiniz. Ben de hissettim, belki hala daha hissediyorum.
Siz önünüze bakmayı, yaptığınız işte en iyisi olmayı hedeflemeyi ve bu hedefte her şeyinizi ortaya koyarak çarpışmayı asla bırakmayın.
Burada benden büyük abilerim, benden küçük kardeşlerim de var fakat yaşımızın ne olduğunun bir önemi yok bu hayat mücadelesinde. İnsan her yaşta bir şeyler öğreniyor, öğrenmeyi ve mücadele etmeyi asla bırakmayın...

Biraz başınızı şişirdim, içimi dökmek istedim fakat umarım o üniversite yollarında sabahın 4ünde kalkıp Kayra dinleyerek, söve söve giden berkayın o günden bugüne nasıl değiştiğini biraz olsun anlayabilmişsinizdir.

Benim hikayemi dinleyen arkadaşlara canı gönülden teşekkür ederim