aberlour adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Ah güzel kardeşim benim, bir ağabeyin olarak şunu söyleyebilirim sana babanın kesinlikle kalbini kırma. Kendini üz, içine at, ağla zırla kendini parala ama babanın kalbini kırma. Sen daha çok gençsin akşama kadar ölsen sabaha kadar dirilirsin derler, yaşadığın travmaları zamanla atlatabilirsin ama baban için öyle olmaz o adamın kalbini kırarsan. Benim babamla aramızda çok büyük jenerasyon farkı vardı ben doğduktan sonra şehre göçmüşler haliyle fikirlerimiz hiç uyuşmuyordu beni 18 yaşıma kadar şiddetle büyüttü senin çağlarında ben senin kadar dirayetli davranamazdım ve maalesef cevap verirdim, zamanla yaptığımın yanlış olduğunu gördüm ve 24-25li yaşlardan sonra tutumlarım değişti tabi şiddet yoktu ancak psikolojik şiddeti bende babamdan çok gördüm. Senin babanın dediği lafları s.. git çalış paranı kazan laflarını ben ta ki atamam olana kadar duydum. Ve ne kadar acı da olsa atandıktan sonra elim para görmeye başladıktan sonra özbabamın bile bana karşı tutumları değişmişti. Genç yaşlarda duygusal düşünür bende bunu anlayamazdım ancak şu an yeni yeni farkediyorum babanda olsa bir insan karşındaki. Bende şu an istanbul pahalılığında ayakta kalmaya çalışan bir devlet memuruyum, değmez biriyse el oğluna harcadım bir kuruşa bile yakınırken, belki diyorum kendime kanımdan kan canımdan can olsa bile kendi çocuğumun maddi olarak bir gün bende üzerimden kalkmasını isterdim galiba. Aile ilişkilerinde bireylerin birbirlerini anlamasının yolu bazen onları bir babadan ziyade farklı bir birey olarak görmekten de geçebiliyor. Bunu yanlış yorumlamanın acıtasyona çekmenin veya " baba nasıl oğlundan bir maddiyat bekler yaa " demenin gerçeklikle uyuşmadığını düşünüyorum. Evet yeri gelir yemez yedirir, giymez giydirir ancak bir yerde senden en azından onu rahatlatacak kadar bir gelir elde etmeni beklemesi de o kadar yanlış bir durum değil. Babam bana ilkokul 4'teki karnem de neden hepsi 5 değil bir tane 4 var diye bir tokat attı ben o günden beri her yaz çalışır kendime karınca kararınca birşeyler alıp ailemin yükünü hafifletirim. Yapmadığım iş kalmadı 10 yaşından beri bu hayatta; parklarda çekirdek sattım, matbaacıda çalıştım, asansör tamircisinde çalıştım, oto sanayii de çalıştım, mobilyacıda çalıştım, ortaokul da 3 yaz mahalledeki fırında çalıştım, üniversite hayatım boyunca 4 yaz boyunca düğün salonlarında garsonluk yaptım. Tabi ki travmaları oldu, yoksulluğumuzda vardı haliyle bir yandan çalışmamda gerekiyordu. O kadar küçük yaşlarda çalışmaya başladım ki 23-24 lü yaşlarda bel fıtığı hastası oldum, psikolojimden de sağlığımdan da çaldı bu emekçilik. O zamanlar dokunurdu bu durumlar, bir keresinde gerçekten parasızlıktan üniversite de bir sabah garsonluğa gidecektim o gece yurtta sabaha kadar ağladım o kadar zoruma gitmişti ki bu durum. Sabaha kadar ağladım o yatakta sabahta sabahta gidip akşama kadar iskenderunda okuyordum, sahilinde yelken düğün salonu vardı orda garsonluk yapmıştım. Diyeceğim o ki çok şey yaşadım ama bu çalışmaktan benden maddi beklentisinin olmasından çok gocunmadım ve babamın kalbini kıracak tek kelime laf etmedim. 25 yaşında atandım ben 26 yaşında evlendim, tatsız bir evliliğim oldu 4 ay sürdü eski eşimle aramızda huzursuzluk olmasında ailemin de payı çok oldu. O kadar kötü günlerim oldu ailemden soğudum ildışına atanmıstım ailemin yanına onları görmeye boşandıktan sonra ilk 7 ay hiç gitmedim, telefonlarına çıkmamak için bahaneler aradım çalışmadığım halde çalışıyorum dedim, sırf seslerini o an duymak istemediğim için. Ama yine babama ağzımı açıp zoruna gidecek tek kelime laf etmedim ki benim dememe gerek kalmadan o bana her baktığı yaptığı yanlışları görüp gözleri doluyordu. 2021 yılında kurban bayramı arefesi babamı kaybettim. İstanbuldaydım direk ilk ucakla gittim memlekete. 3 ablam var tek erkek benim, ister istemez biraz güclü görüneyim diye ailemin yanına gidince tuttum da tuttum kendimi. En son cenaze namazı icin camiiye gittik benim ve yakın bir arkadaşım harici herkes camiiye namaza girdi. Dışarıda sadece ben varım arkadaşım var birde musalla taşının üzerinde bir tahta tabut var. O tabut içerisinde babam var, anlam veremiyor insan nasıl diyorsun bir insan can verebilir, bakıp bakıp mantığına sığdırmaya çalışıyorsun o tahta diyorsun insan değil ki babam olamaz orda diyorsun. Tahtayı yine gömeceklerse gömsünler babamla ne alakası var diyorsun. Tabi herkesin camiide oluşunu etrafın ıssızlığını fırsat bilip bir tek iç döke döke o an ağlayabildim. Sindiremedim kendime, içeride bir daha belki görmeyeceğim yüzlerce insan biraz sonra cıkıp benim babamı benden koparacaklar diyorsun. Sonrası malum işte.
Senden vesile yazarken bende farkettim ki meğer bende daha önce hiçkimseye bu kadar kendimi dökmemişim, sende hakkını helal et. Sana bütün bunları neden yazdım dersen de " ben çok asi olduğum senin yaşların(20-22) haricinde babama hiçbir şey demedim, ölümlü dünya dedim bir gün göçüp gider, kalbini kırma dedim " ve babam vefatından beri kendimle yüzleşmediğim kendimi babama dair affedemediğim hiçbir anım yok denilebilir. Senin de olmasın güzel kardeşim, hepimiz birer evladız ve hepimiz birer anne/baba adayıyız.
öncelikle estağfurullah bende babamı çok seviyorum tabiki hep demişimdir iyiki babamsin diye o yüzden sesimi yükseltmeden hakaret etmeden bana neden laf ediyorsun dedim ama babam ağzına gelen her şeyi söyledi senden ümidim yok, defol, gözüm görmesin seni, sende evlatsin işte felan vs. Onları söylerken gözlerine baktım galiba gerçekten sevmiyor beni canı sağolsun yarın elini öpmeye giderim neticede babam yarın sağ kalacağımızın garantisi yok. Sizin adınıza çok üzüldüm Rabbim kimseyi sevdikleriyle sinamasin