Boşanma oranları giderek daha fazla artacak.
Çünkü dünyaya sadece mutlu olmak için geldiğine inandırılan zevk haz düşkünü bir nesil yetişiyor.
Gençler kendilerini biraz strese sokan tüm insanları ve ortamları toksik diye nitelendiriyorlar.
Giderek bireysel zevki ve hazzı hayattaki en önemli ideal olarak tanımlayan bir topluma dönüşüyoruz.
Bud durumda aşkın hazzı ile evliliğe başlanılıyor.
Bir kaç sene sonra aşkın bittiği noktada sorunları çözmek hedeflenmiyor.
Çözüm yerine bu ilişki toksik olarak nitelenip boşanma yoluna gidiliyor.
İnsanlara bireysel mutluluklarının aileye, diğer insanlara karşı sorumluluklarından daha önemli olduğunın öğretildiği bir çağdayız.
Bu olay özellikle kadınların bireyselleşme ve özgürleşmesi ile daha yaygınlaştı.
Çünkü eskiden kadınlara erkeklerin hödüklüklerini yönetmeler, aile için çocuklar için strese katlanmaları öğretiliyordu.
Eskiden ailesi çocukları için kendini feda eden kadın modeli idealize ediliyordu, takdir ediliyordu.
Bugün ister erkek olsun, ister kadın olsun, sadece kendi hazzı kendi zevki ve kendi mutluluğu için yaşayan başka kimseyi düşünmeyen bir bencillik idealize ediliyor.
Tüm bunların üzerine insanlar tarihin hiç bir döneminde bu kadar çok yeni insanla tanışma şansına sahip olmadılar.
Kapitalist sistem sizi daha iyi bir tüketici yapmak için bireyselleştirmek ve hedonistleştirmek zorunda.
Çünkü grup halinde yaşayan insanlar (aile) daha az tüketir daha çok tasarruf eder.
Bir çifte 1 fritöz, 1 tencere, koltuk satarsınız, ama boşanırlarsa 2 yalnız insana 2 fritöz 2 tencere 2 koltuk satarsınız.
Yani kısaca sorunun 2 nedeni var.
İlki kültürel olarak bireyselleşme ve bireysel beklentilerin toplumsal beklentilerin önüne geçmesi.
İkincisi de hedonizme neden olan dopamin hormonu manipülasyonu.
Dopaminini yönetemeyen çabuk sıkılır, ne bir işe, ne bir eşe ne de bir amaca bağlı kalıp sürdürülebilir şekilde başarı gösteremez.