En iyi anne baba bile çocuğuna zarar verir. Anne-babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır. Aynı şey, kuşkusuz, para karşılığı yapılan herhangi bir işten farksız olan öğretmenlik için de geçerli. Oysa iyi anne-baba olmak, anne-babanın çocuğa bir şekilde zarar vermesinin kaçınılmaz olduğu baştan kabul edilmedikçe imkânsız.
Çocuğuna verdiği zararlar gösterildiğinde anneler sıklıkla öfkeyle "Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?!" diye cevap verirler; "Bir günü benimle geçir de öyle konuş!" Bir çocuğun sorumluluğu hakikaten de bir, hatta bazen birkaç insanın kaldıramayacağı kadar ağırdır; ancak burada sorun, annenin "Evet, ben bu yükü kaldıramıyorum," "Benim de elimden bu kadarı geliyor, ne yapalım," "Benim de hatalarım oluyor," itirafında bulunmak yerine bu hataları aklaması. Bu, çocuğa yapılan yanlışları önemsizleştirmeye, annenin bu hataları çocuğa karşı işleme ve onlarda devam etme hakkını kendisinde görmesine olanak tanır, ki anneliğin kutsallaştırılması sayesinde anne zaten bu davranışına çevreden kolaylıkla destek bulur ve herkes çocuğa karşı annenin yanında yer alır. "Evet, çocuğuma karşı hata yaptım," diyen anneyle "Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?!" "Anne olunca anlarsın!" diyerek hatasını meşrulaştıran ve sorunu kendinde değil, çocukta gören annenin ve o anneyi haklı bulan toplumun çocuğa yaklaşımında çok büyük fark olacaktır.
Halbuki zayıf olan, korunmaya ihtiyacı olan, anne değil, çocuktur. Annenin çektiği hiçbir eziyet çocuğa herhangi türde bir zarar vermesini meşru, mazur kılamaz, hafifletici neden sayılamaz. Bir şeyin çocuğa zarar verdiği açıksa, anne olduktan sonra o şeyi yapma/ma/nın ne kadar zor olduğunu fark ederseniz edin, gerekçeniz ne olursa olsun, o şey hâlâ çocuk için zararlıdır ve önemli olan gerçek de budur. Unutmayalım ki çocuklarımız bizi doğurmadılar, hatta doğurulmayı da bizden onlar talep etmediler; onları istek ve iradeleri dışında dünyaya getiren bizleriz. Bir yetişkinin çocuk sahibi olmama iradesi ve özgürlüğü vardır. Bu iradeyi kullanmayan yetişkin, doğmuş çocuğun her türlü ihtiyacını karşılamakla mükelleftir. Doğduğunda başkalarının eline insan kadar muhtaç bir ikinci canlı türü bilmiyoruz ve yazık ki çocuk fiziksel bakım kadar duygusal bakıma da muhtaçtır.