Merhaba arkadaşlar,

Yıkıcı felaket sonrasında Sakarya'da bulunan akraba ve arkadaşlarımızla birlikte Hatay'a doğru yola çıktık. Elimden geldiğince objektif bir şekilde gördüğüm manzarayı anlatmaya çalışacağım.

Her şeyden öte acaba gitsek mi gitmesek mi karmaşası vardı diğer arkadaşlarda. Benim gitme sebebim ekstradan içeride kalan birilerini de dışarı çıkartmaktı. Yani ben her halükarda gidecektim ama diğer arkadaşlar tırlara el konulduğu, girişe izin verilmediği haberlerini görünce boşa mı gidiyoruz kaygısına kapıldılar ama girerken hiç kimse size müdahale etmiyor. Bu yüzden sosyal medyadaki boş bilgi kirliliğini bir kez daha net görmüş olduk.

Velhasıl kelam karavanlarımızı erzaklarla doldurduk. İlk gittiğimiz yer Antakya'ydı. Türkiye Barolar Birliği'nin kurduğu bir alana gittik. Burada gönüllü vatandaş ve avukatlar yardımları topluyor. İlk gece bize çok çıkmamamız söylendi. 30 kişilik dağıtım ekibinin korkudan geri geldiğini söylediler. Açıkçası hiç dinlemedik. Ben sorunlu bir yerde yaşadığım için ne kadar kötü olabilir ne gaspçısı çıkacak karşıma modundayken yanımdakiler zaten Sakarya depremini yaşadığı için gözleri görmedi. Çünkü yardıma ihtiyacı olan insanların saatlerle yarıştığını biliyorlardı. Direkt Antakya'da verilen bir adrese gittik.

Zifiri karanlık. Etrafta in cin top oynuyor. Her yer yıkılmış. Şaka yapmıyorum arkadaşlar sanki The Walking Dead dizisinde gördüğümüz haller gibi etraf. Bir anda şaşırdık üstümüze gelen insanlar vardı. Fakat depremin şokunu yaşamış insanlar. Hepsinin gözler patlak, saçları elektrik çarpmış gibi havada. Kimi yaralı olduğu için yarım yarım yürüyerek geliyor. İlk etapta herkeste bir ürperti oldu ama sonra konuşmaya başlayınca insanların yağma için değil ihtiyaç için olduğunu gördük. Bir bebeğin donarak öldüğünü söylemişlerdi o yüzden gittik bu adrese. Herkesin ayağı çıplak terliklerle. Kaçabilen kaçmış o haldelerdi.

Ertesi gün Samandağ'da bir köy verdiler. Hıdırköy adı. Bebek bezi lazım acil burada çok bebek var yardıma ihtiyacımız var diye. İki büyük karavanla anasının nikahında olan köye zar zor çıktık. Köy lüks bir köy. Araçlar pahalı. 2 kapalı otopark, tekel, gastronomi evi olan bir yer. Yok yok yani köy demeye bin şahit lazım. Köy deyince akla farklı bir şey geliyor. İlk sordukları şey hayvan yemi var mı? Ne anlatıyorsun abicim bebek var dediler bize dediğimizde köyde bebek yok 2 tane bebek var onların da tüm ihtiyaçları var dediler. 2-3 tane eğlence arayan 20-24 yaşları gencin boş yapması yüzünden boşa gitmiştik oraya. Çıkarken köyden bazılarının mangal yaptıklarını söylediler. İyi ki görmedim o kısmı diyorum. Yüzüne tükürürdüm çünkü. Biz 1000 kilometre öteden giderken adamlar aşağıda ölen hemşerilerine yardım etmiyorlar ve o kadar imkanları olmasına rağmen. Sosyal medyadaki gereksiz kirliliği tekrar gördük bu konumda.

Samandağ, Arsuz, Antakya, İskenderun gibi birçok bölgeye erzak götürdük. Ne kadar bereketli erzaktı ki inanın artık önümüze gelene vermemize rağmen erzak bir türlü bitmiyordu. Tam bitiyordu karşımıza erzak deposu çıkıyordu. Çok insan nasiplendi şükür.

Çok kötü şeylere de şahit olduk. Evlere girmeye çalışan hırsızlar vardı. Çadırlarda yaşamaya çalışan insanların gecenin köründe ellerinde sopalarla, tüfeklerle evlerini korumaya çalışmasını gördüm.

Birinci ağızdan duyduğum şeylerse çok kötüydü. Oranın yerlilerinin anlattığına göre geceleri altın dedektörleri ile çıkarak enkazları arayanlar olmuş. Ölenlerin parmaklarındaki yüzükleri alanlar olmuş. Canlarıyla tehdit edilenler. Dükkanını korumaya çalışırken seni öldürürüz diyerek dükkanı teslim edenler.

Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Yakınlarına Allah sabır versin.

Çok iyi insanlarla tanıştık. İbrahim abi, Nursel abla, Zehra, Selim gibi bundan sonraki hayatımda hiç unutmayacağım iyi niyetli insanlar gördüm. Kalpleri tertemiz.

Aracımız uçuruma uçarken son anda vinç getirerek bizi kurtarmaya çalışanlar mı dersiniz, son suyuyla bize çorba yapıp içimizi ısıtmaya çalışanlar mı.

Allah hepsinin yardımcısı olsun. Sadece onların değil hepimizin başı sağ olsun. Kan bağımız olmasa da hepimiz aynı toprakların insanıyız. Keşke elimizden daha çok şey gelseydi.

Siyasi tartışma için açmıyorum oralara götürmeyin konuyu arkadaşlar lütfen.

Deprem bölgesinde oturan herkes artık işin ciddiyetini kavramalı. Vakit belki devlet nezdinde geç olabilir binaların güçlendirilmesi için vakit kalmamış da olabilir. Herkes kişisel güvenliğini sağlayabilmek adına deprem çantası, deprem senaryosu gibi olaylar üzerinde kalmalı.

Son kez milletimizin başı sağ olsun.

EDİT / Bazı bölgeler hakkındaki bilgileri kaldırdım. Yakınlarından hala haber bekleyenler varmış mesajla rica edenler oldu.