Felsefik bağlamda, sorulan soru eğer farkında olmadan içinde kendi cevabını da barındırıyorsa, bu duruma "presupozisyon" deniliyor.

Bir yazının içerisinde geçen kelime yoğunluğundan çok, o yazının ne kadar okunabilirliği ve ne kadar doğal olduğu da son derece önemlidir. Sizin de belirttiğiniz gibi, %2 veya max %3 genel incelemeler sonucu ortaya koyulmuş istatistikler bakımından makul görünüyor.

Diğer yönü ile Google'ın beyanlarına ve seo uzmanlarının yorumlarına baktığımızda, bence içerik üreten herkes kaçınılmaz olarak şuna benzer soruları kendisine sormalıdır.

- Bu yazıyı ben okusaydım ne anlardım?
- Sıkılır mıydım?
- Anlamlı bulur muydum?
- Aradığıma cevap verir miydi?
- Başkaları benim gibi arar mıydı?
- Eksik yönleri var mı?
- Başka şeyler anlatarak konuyu zenginleştirebilir miyim?

Eğer bu sorular, ürettiğiniz içerik hakkında "mantıksız olur" veriyorsa, o halde arama motorları arkasında çalışan yapay zeka'nın ve dizin editörlerinin gözlemleri sonucu ortaya çıkacak insightful foresight: kanaat içeren öngörü de sizinkinden farksız olabilir.

Yoğunluk çok olsa ve bu bir süre sıralamalarda avantaj sağlasa bile user impression: kullanıcı etkileşimi ve user search intent: kullanıcı arama niyeti faktörlerini dolaylı olarak ve büyük ölçüde etkileyen sonuç olarak "sayfada geçirilen süre" çarpanı
genellikle önemsenmeyen ama seo için ölümcül sonuçlar doğurabilen nedenselliklerdendir.

Buradan yapılacak hatalı bir manipülasyon, bana göre mutlak ölümcüldür. Bunun yerine semantik ilişkiyi gözeterek makul bir manipülasyon ve on-page seo çalışmaları çok daha pozitif bir katkı sağlayacaktır.

insight hakkında bir tercüme paylaşıyorum.



Selamlar.