03.12.2022 sabah 05:05 65 yaşındaki babamızı Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde kaybettik. Zamanla geçer diyorsun geçmiyor. Neden buraya yazdığımı da bilmiyorum. O kadar enteresan oldu ki herşey. Gönülden inananlar bilir, Allah'ın gerçekten bir planı var...
42 gün hastanede yatmıştı babam. Ben 30 yaşındayım kendimi bildim bileli hep gurbetteyim 19 yaşında Çin, Pekin e giderek başladı gurbet serüvenim.
Çok iyi durumumuz yoktu, babam kardeşinin ona taktığı borçlarla boğuştu yıllarca. 98 yılında gırtlak kanseri olmuştu. Ailenin baba tarafı çok yıpratmıştı adamı, herkes kaçtı babam borçları tek tek çalışarak ödedi. Hep dertlerle geçen bir ömür yaşadı, çok cefa çekti rahmetli. Tam kendini emekli yaptı rahat edecekti. Bağışıklık sistemi çöktü, akciğerinde mantar bakteri çıktı. 42 günlük hastane sürecinin ardından vefat etti.
Dedim ya kendimi bildim bileli gurbetteyim. Sebebi Sakarya sanayi şehriydi, ve bu sektörde emeğinin karşılığını o zamanlar alamıyorduk. Ya işçi olacaksın, ya memur olacaksın, ya da parası olan baban bir dükkan bir ofis açacak sana. Tabi yollarda Pekin, İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, Kuşadası en son Gaziantep.. Son durağım Gaziantep ti. Babamın hasta olduğunu biliyordum ama ciddiyetini bilmiyordum. Çünkü ilaç tedavisi vardı. O süreçte Antep teki evimin kontratı bitmişti yeni ev bakıyordum kiralık, Nedense birden pılımı
pırtımı toplayıp gidesim geldi. Birşey beni çağırıyordu.
15 günlük araç kiraladım, neyim var neyim yok içine tıktım, bastım geldim Sakarya ya. Annemler şaşırmıştı. Babamı aylardır görmüyordum, eve girdiğimde çok hasta olduğuna gözümle şahit oldum. Geldiğime sevinemeyecek kadar hastaydı. 1 aydır doktoru kortizon vermiş, mecburi. Bilenler bilir, herkesde farklı bir yan etki gösteren inanılmaz ağır bir ilaç.
İçeri girdim, selam verdim, o adamı öyle gördüm. Hızlıca balkona çıkarak bir sigara yaktım. Gözlerim yaşardı. Ağladım... Öyle çınar gibi aklında duran, seni besleyen büyüten güçlü adamı öyle aciz görmek... o kadar çok zoruna gidiyor ki insanın. Çok kötü hissetmiştim. O gün öleceğini biliyordum...
Saat 8 de gelmiştim, hasret filan giderdik gece 1 de uyuyakaldım. 5 dakika sonra kardeşim geldi. "babam acile gitmek istiyor..."
Annemle babamı acile götürdük, nerden bilelim, böbreğim ağrıyor dedi... Babamı muşahedehe aldılar. O gün 42 günün ilk günü başladı. Yolda geçen bir günüm, 5 dakika uykuyla sabaha kadar babamın başında bekledik annemle...
Doktor geldi sabah, önce kanser dedi, akciğerinde lekeler gördü. Sonra anlam veremedi ve sevk verdiler. Sakarya eğitim araştırma hastanesine sabah 9 da sevk edildik. Babam sadece uyuyor, kortizon etkisi bünyesi çok yorgundu. Akşama kadar bekledik, ve bizim 2. Günümüz başladı. Kanındaki enfeksiyon 600 lere çıkmış, bağışıklık sistemi çökmüş, tüm değerler zayıf, ayakları şişmiş, akciğerinde bilmediğimiz bir leke, gırtlak kanseri olduğu için boğazı delik oradan nefes alıyor...
Sapasağlam adam 48 saatte çökmüştü... Çok zoruma gidiyordu, annem, bir ablam ve kız kardeşim. Belli etmemek, düşündüğünü hissettirmemek, çok zor. Onlar hep umut ederken ben onların umudunu kırmamak için hep içime atıyordum.
Değerler bir düzeliyor, bir kötüleşiyor, babam 2 gün iyi konuşuyoruz, 3 gün kötü,,, enfeksiyon düşüyor, ciğerinden parça geliyor. Yani adamı yaşatmak için ellerinden geleni yaptıklarını görüyorum. Hele annem doktorlarla öyle umutlu konuşuyor ki, doktor iyi diyince inanıyor garibim. Bir an bile ayrılmadı yanından. Biz kardeşler olarak her gün birimiz sabahladık. Çok iyi baktık babama... Hem babama, hem anneme... Hastanedekiler bizi benimsemişlerdi artık.
Uykusuz geceler, içilen sigaranın haddi hesabı yok. Ben ne yapacağım? Ablam evli, kız kardeşim ve annem yanlız kalacak biliyorum...
Kiraladığım arabanın süresi bitti. Dedim baba benim gitmem lazım 2 gün sonra döneceğim hem arabayı bırakayım hem 2-3 işim var onu halledeyim. Cuma akşamıydı. Pazartesi burda ol bak bekliyorum beni hastaneden çıkartacaksın dedi. Beni hep yanında isterdi, utanırdı mahcup olurdu indirip kaldırılması, üstünün değiştirilmesi. Erkek kuvvetinin ihtiyacı olduğunun farkındaydı.
Gittim Antep e aracı teslim ettim işleri toparladım, gerçekten de pazartesi döndüm. Artık işi gücü bırakıyor insan. Bambaşka bir dünyadasın. 25. Günlerden sonra bilinci yavaş yavaş gitmeye başladı. Arada bir kendine geliyordu, arada bir boş boş bakıyordu. Doktorlar değerleri iyi, iyiye gidiyor desede ben asla inanmıyordum. Görüyorum da adamı gözümün önünde gidiyor.
Neyse... Çok uzattım bunları neden yazıyorum bilmiyorum. Benim biriyle paylaşmam lazım bunları. Kurtulamıyorum etkisinden çünkü.
Hal böyle olunca, babam bir türlü hastaneden çıkmıyordu, doktor hatta son haftalara doğru iyiye gidiyor, amcayı çıkartırız bu hafta içi dedi. Bende bu ajans işlerinden soğuduğum herşeyi kapattığım için artık kurumsal iş bakıyordum. Hatay'da çok büyük iş yapan bir firma ile görüşüyorduk o sıra. Çok güzel maaş ve imkan teklif ettiler. Ben reddettim. Bu taraflarda, Kocaeli, Gebze filam en fazla İstanbul olsun istiyordum. Hani birşey olursa geleyim diye. Bırakmak istemiyordum.
5 gün sonra bir daha aradılar, Hatay patron benimle görüşmek istemiş vs. Yurtdışında da fabrikamız var imkanlarımız kuvvetli gider geliriz, bize bu alanda biri lazım vs. Doktorlar babam iyi diyince ben bunları annemlere ablamlara anlattım. Vallahi de Billahi de gitmek istemiyordum. Babama söylediler, babam Hatay güzeldir git ben askerliğimi orda yaptım, sen işine bak, burayı düşünme. Ben iyileşince geliriz annenle. İskenderun hayalleri vs. Herkes havaya girdi birden. Gözlerim doldu, babamında gözleri doldu. Tutturdu Hatay diye adam.
Herkes gitmemi istiyordu. Saçma sapan bir hava oldu. Dayanamadım baskılara sabah geleceğimi söyledim. Perşembe gecesi babamla vedalaştım, git dedi. Yemin ederim ayağım gitmiyordu, istemiyordum. Sabah 5 te uçak, hatta kaçırıyordum, keşke de kaçırsaydım!
Vesaire Hatay a gittim, rutin iş görüşmesi vs, firma otele yerleştirdi. Bilen bilir, Kırıkhan, Antakya ve İskenderun arasında küçük bir ilçe. İşte hafta içi oldu, ben İskenderun da kalmaya karar verdim, ev buldum zar zor, İskenderun uzak olduğu için kirayı, depozitoyu, emlakçı komisyonunu gönderdim.
Planlarıma göre 3 Aralık Cumartesi günü Kırıkhan dan iskenderun a gidip eve yerleşecektim. Tabiki de uyuyamadım, ne uzun geceydi. Akşam babamla konuşmuştum görüntülü, el sallamıştı. İyi de görünüyordu. Saat sabah 05:00 kız kardeşim aradı.
"Babama müdehale ediyorlar, ölebilir..!" Sabah 5 ben napçam gitmem dönmem lazım, Kırıkhan diye bir yerdeyim... 05:05 bir telefon... Yıkıldım..
O an o kadar garip ki... Kendine gelemiyor insan. 1 paket sigara bitirdim 1 saatte. Sadece ağladım, Napcam nasıl gitçem, döncem kurgulamaya çalışıyorum vs. Uçak bileti aldım hemen en erken sabah 10, otel e bıraktım eşyalarım burada kalsın dedim. zor taksi buldum, yanlış hatırlamıyorsaö 400₺ tuttu havalimanı. Uçak 3 kere rotar yaptı, 12:30 da kalktı babamın cenazesine yetişemeyeceğim korkusu, annem ne durumda acaba, kim var orda, ortam nasıl, ben neden geldim. Gitmeyecektim... Neden bıraktım...
Arkadaşlarım sağolsun Sabiha Gökçen den aldılar yeni yoldan bir saate geldik... İkindi namazı kılıyordu cemaat.
Ordaydı, avluda... Babam ordaydı. Ciğerini söküp ona veresi geliyor insanın. .. tabutu açıp yüzünü gördüm. Git demeseydi gitmeyecektim. Sırf o git dedi diye gittim.
Annemi gördüm yıkıldım, belli etmek istemiyor insan, güçlü olmak istiyor. Herkes oradaydı, tanıdığım tanımadığım herkes.
Babam ölmüş, gömdük, günlerce ev kalabalık annem, kardeşlerim bitap. Hep içime atıyorum 3. Gün akşamı ev kalabalık evin tek erkeği ben oldum ya! Karşılamam lazım taziyeleri. Artık kimseyle görüşmek istemedim. Dayanamadım, attım kendimi sokağa, ama nasıl ağlıyorum. Herkes beni arıyor açmıyorum belki 1 saat... O an içimdeki bütün zehir çıktı.
Döndüğümde annem boynuma sarıldı, gitme dedi, kal burda dedi, biz seni niye gönderdik dedi. Halbuki babam istedi diye gitmiştim, kadın kendini de suçlu hissediyor. Bende kendimi suçlu hissediyorum. Tek tesellim bilinçli ya da bilinçsiz babamın istediğini yaptım, beni öyle gördü.
Dönmemeye karar verdim tabi, annemi öyle bırakamazdım çok yıkıldı, sağolsun eşyaları otel kargoladı bana... Bağımı kopardım.
Şuan 23. Gün... İnsanlar gitti etrafımızdan, ne kadar normalleştirmeye çalışsan da benim babam, annemin 36 yıllık yol arkadaşı. Ben yıllardır uzak kaldığım eve döndüm. Babamın hatıraları, herşey çok garip.
Buraya neden yazdım bilmiyorum, soğumuyor içim. Babamla çok vakit geçiremediğimi düşünüyorum. Ama onun için benim çalıştığımı bilmesi yetiyordu ona. Senede 1-2 ay gelirdi yanıma, ben bayramlarda eve gelirdim.
Kendimi suçlu hissediyorum. Neden gittim. Nedenler... Şuan büyük bir boşluk hissediyorum içimde. Kafamı dağıtmaya çalışıyorum, dağılmıyor. Klişe gelecek ama annenizin, babanızın kıymetini bilin. Ben babamın mezarına toprak attım. Üzerini kapattım...
Allah günahlarını affetsin inşallah, mekanı cennet olsun.
Süreci burda özetlemek istedim r10 yaşadıkça girip girip okuyacağım. Erkek evlat olunca, herşeyi rahatça anlatamıyorsun, kelimeleri kuruyorsun boğazında düğümleniyor, gözyaşı akıtacaksın, dışarı değil içeri doğru akıyor. Çok zor geldi bana, ilk defa burada bu ladar detaylı döktüm içimi. Belki ilerde silmek isterim bilmiyorum. Saçma sapan detay verdiysem kusura bakmayın.
Kendi çapımda böyle bir 3 ay yaşadım...
E.K.