gecenin karanlığında elektrik direklerindeki lambalardan düşen ışıklar vardır
kelebekler kanatlı böcekler bu ışığa doğru uçar
ne güneş gibi ısısı var ne de bitkilere fotosentez kaynağı olabilir
bazen kendimi o kelebklerin yerine koyuyorum, sahte ışıklar altında boşuna kanat çırpıp duran

***

hayatı bir makine gibi otomatik yaşıyoruz
saatler biz insansı makineleri yönlendiren tetikleyiciler
her şeyi saatlere takvime göre yapıyoruz
rahatsız edici iğrenç bir zil sesini özellikle seçip, ona uykudan uyandırma görevi veriyoruz
günün en güzel yarısını o sesle hunharca bölüp sahte hayatın gerçekliği koşuşturmacasına kendimizi kaptırıyoruz
güneşin doğuşu, ağaçların gölgeleri, kuşların sesleri ve hatta nefes alıp verişimizi bile farkedemeden yeni bir güne başlıyoruz
yeni ancak diğerlerinden farksız monoton ve tekdüze

***

herkesin bize söylediği gibi direktif verdiği gibi mekanik bir hayat yaşıyoruz
yıllarca gittiğimiz okullarda verilen eğitim hep aynı
yıllarca boğaz tokluğuna çalışıp ulaşmayı düşündüğümüz hayaller hep aynı
biten lanet günün sonunda kafayı boşaltmak için izlediğimiz iğrenç tv programlarının hepsi hemen hemen aynı...

***

hayaller amaçlar hedefler ödevler görevler ...
mutluluk bile bize söylenen bize dayatılan birkaç seçeenkten başak bir şey değil
özgür seçimlerimiz tercihlerimiz aslında daha önce defalarca bize dikte edilenlerden ibaret
aklımıza yatıyor diye çok fazla sorgulamadan düşünmeden kabul ettiğimiz şeyler

***
sabah kalkış saatle, yolculuk saatle, okul derse giriş, teneffüs saatle, çıkış eve dönüş saatle.
evet herşey bir düzen içinde olmalı ama hep düzülen biziz, düzenler ise meçhul
saatle işleyen palnlı düzenli hayatta düzenler daha başarılı, düzülenler ise hep kaybediyor

***

sanay idevrimi bilim teknoloji baş döndürüyor
ağzı açık izleyip muhteşem değişim sihirbazlık şovuna hayranlıkla takip ediyoruz
hayatımıza kolaylık getiren sayısız ürün diğer taraftan hepimizi tüketen ve tükenen birer ürüne dönüştürüyor
zaman kazandıran teknoloji diğer yandan zamanımızı çalmak için kullanılıyor
mesafaler ikısaltan teknoloji diğer yandan insanları birbirinden ayırıyor
anında insanları sesli görüntülü görüştüren teknoloji diğer yandan bireyselleştirip insanları birbirinden koparıyor

***

ironik çelişkiler zincirleri arasında sıkışıp kalmış boğulan, kığırdayamayan bir kurbanlıktan farkımız yok
yaşadığımız travma hayatının stres yükünü azaltmak için yüksek teknolojinin getirdiği alçak medya içeriğinden faydalanıyoruz.
dedikonunun teşhirciliğin röntgenciliğin prngrafinin hakaretin yüzsüzlüğün yavşklığın en dibini tatlı diye sıyırıp yiyoruz hergün.

***

birbirinden berbat tv programlarının finansmanı reklamlarla oluyor
o reklamlar da bizi daha fazla tüketmeye yönlendiriyor
artık mutluluğun tek formülü tüketmek
daha fazla para harcamak daha fazla tüketmek en büyük hedefimiz
tabii bunu yapabilmek için de daha fazla çalımak gerek
ya da çalmak!...

***

çalışırken bile çoğu zaman çaldıklarımızın farkında değiliz
veya çaldırdıklarımızın
çok çalışan değil çok çalanlar çok kazanıyor, onlar daha fazla tüketip daha fazla mutlu oluyor
çok çalışıp da çok kazanan oranı çok azdır aslında
birbirimizin zamanından, birbirimizin hakkından, birbirimizin hayatından çalıp duruyoruz.

***

çalan işçi, çalan kalfa, çalan mühendisin daha fazal kazandığını ve ödüllendişrildiğini görünce dudaklarım uçukladı
daha fazla çalışanlar ise daha fazla azarlanıyor ve daha az kazanıyor
patron kendisi de çaldığı için, kendisinden çalan çalışanı daha çok seviyor ve ödüllendiriyor.

***

bebekken bizi şımartıp çocukken iyi insan olmamız için direktifler alıyoruz
büyüyüp hayata karışınca ise işlerin hiç de öyle gitmediği anlaşılıyor
guguk kuşu gibi menfaat için her türlü değerleri hiçe sayan birer zombi gibiyiz aslında
kendi midemiz kendi zürriyetimiz için tüm değerleri çiğneyip geçebiliyoruz.

***

hayatın içinde onca yıl nasıl geçip gidiyor akıl alır gibi değil
şöyle geçmişe bakınca ortada somut hiçbir şey yok
nefes alıp verdiğimizi bile unutuyoruz
nefes alıp verdiğimizin bile farkında değiliz.

***

şöyle durup da bazen düşünüyorum
aslında yaşadığımız hayat çok boş.
güzel arabalar evler elbiseler ile insanları kandırmaya çalışıyoruz.
aslında herkesten önce kendimizi kandırıyoruz.

***

yaşadığımız dünya bir cennet olabilirdi.
biraz saygı, gerçekten dürüst ve samimi bir saygı olsaydı
sevgiye bile ihtiyaç yok aslında
zaten kaç kişi gerçekte kaç kişiyi seviyor ki?
8 milyarı aşan insan topluluğunda