Abdullah07 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Ben de bir ara denize savrulmasını isterdim.
Hindistan'da Ganj nehrine her yıl milyonlarca ölünün külleri serpiliyor bu isteğin çok normal ve anlaşılır ama bende hani kolumun külü karadenize bacağımın külü egeye karışmasın, bir arada dursun takıntısı sanki öldükten sonra her şey bitmiyormuş gibi saçma bir takıntı ama kafamda uzun zamandır bu düşünce var, nasıl olsa yapamayacağız ve inancımızı önemsemeden hatta sorma gereği bile duymadan İslami defin ritüeli başlayacak. Krematoryum'un olmadığı ülkede en iyisini Aziz Nesin yapmış, kendi adını taşıyan vakfın bir köşesinde gömülmüş vasiyet olarak "mezarımın yeri belli olmasın, üzerimde çocuklar oynasın" demiş. Mezarı belli olsaydı bazı radikal gruplar rahat bırakmazdı, fikirlerinin intikamını mezarından ve cesedinden çıkarırlardı. Cengizhan ve Attilla gibi isimlerinde nerede gömüldüğü saklanmıştır mesela aynı sebep yüzünden. Belki yakılma isteğimin temelini bu acı tecrübeler oluşturuyordur, Vehbi Koç'un cesedinin mezarından çalınması gibi, Timur'ın Emevi mezarlarını açtırıp cesetlere işkence etmesi gibi, Avrupa'nın Mısır Firavun mumyalarını şifa niyetine yemesi gibi, Selçuklu Sultanlarının cesetlerinin parça parça koparılıp çaya çorbaya şifa niyetine karıştırılması gibi, yine Selçuklu Sultanlarının mezar odası tadilatı sırasında kemiklerin bir delikten giren köpekler tarafından karıştırılması ve uzaklara taşınması ile bazı kemikleri eksik olan, öldükten sonra böyle garip muamelelere maruz kalan hikayelerin tonla olması yüzünden, Ed Gain gibi cesetleri kimse yerinde mi diye aramaz mantığı ile mezardan çalıp derileri ile koltuk, eldiven vs. yapanlar yüzünden, altın dişi var mı vs. diye mezar soygunculuğu yapanlar yüzünden dünyada yüzümüz gülmedi bari cesedimizi ellemeyin mantığı ile bu fikirde de olabilirim.