Şimdi ilk defa girdiğim için beni daha sakin bi koğuşa vermişlerdi.

Koğuştakilerin hepsi yaşını başını almış, aklı selim insanlardı.
Çok durmadım orda ara tahliyeyle çıktım ama o kısa zamanda bile çok şey öğrenmiştim.
Kitap okuma alışkanlığı kazandım ve satrançta baya gelişmiştim. Ama konumuz daha derin.

Dediğim gibi koğuşum zararsız insanları içeriyordu.

O yüzden cezaevinin işçileriydik. Yani koğuş dışında tüm cezaevinde bulunabiliyorduk.
Gelin görün ki, beni mutfağa verdiler. Bulaşık bölümünde mesaime başladım.

Olaylarda tam burada başladı.

10 kişi falanız ama o kadarlık iş de yok yani.
Bende sıkılıyorum tabi herkes otururken ben kendime iş çıkarıp bişeyler yapıyodum.
Beni böyle çalışırken gören diğer mahkum arkadaşlarım hep "otur ya yorma kendini" diyordu.
"Ne güzel insanlar bunlar, çok düşünceliler" dedim her seferinde kendime. Sonra gerçeği anladım.

Koğuş mesülümüz beni kenara çekti.

Bak Melih sen burda çalıştıkça, diğerleri işten kaytarıyo gibi görünüyo. O yüzden onlar çalışmıyorsa sende çalışma dedi.
Gardiyanlar onları otururken görürlerse "iş var madem niye yapmıyorsunuz" derlermiş.

Yani buradan aldığım birkaç ders vardı.

1- İnsanlar iyi niyetliymiş, seni düşünüyormuş gibi davranıp aslında kendilerini düşünebiliyorlar.
2- Çoğunluğun geri durduğu noktada ileri çıkarsan, çoğunluğun hedefi oluyormuşsun.

Bu konuyu geyikte açmamın sebebi de şudur.

Dışarıda suç makinesi içeride bulaşık makinesi diye bir tabir varya. İşte onlardan biri de bendim her aklıma geldiğinde gülüyorum.

Tabi başka ciddi meseleler de vardı orda.
Mesela cezaevinin en güçlü silahlarının olduğu yerin sorumlusu oldum. (yemek yapmak için kullanılan bıçak dolabı)
Bir kavga çıksa ilk korunması gereken yer oraymış ve eğer biri oradan bıçak kaparsa... Neyse işte anladınız.

Umarım kimsenin yolu düşmez. İyi forumlar.