İnsanların çoğunun gündemi son 10 yıldaki ekonomik çöküş. Durumlar iyiken hepimiz artiz. Keyif gırgır şamata bol. İşler kötüye gidince hepimiz arabesk.
Ancak benim durum her dönemde olumsuzdu. Suda boğulmamak için çırpınan, ancak ne boğulan ne de kurtulabilen birisi... Çoğunuzun dünyada olmadığı, birçoğunun da "mükemel eski günler" dediği 90lı yıllarad ortaokul öğrencisiyken bile ölüm üzerine düşünüyordum. Nasıl travmalar yaşadıysam.
Hayat deniz gibi dalgalanır. Bazen iyi bazen de kötü şeyler olur. Birçoğunu unutur gideriz. Ancak bazıları ise ruhumuzda derin bir yara izi bırakır. İnsanı insan yapan, hayatı hayat yapan olumlu değerlerin birer birer yıkıldığını görünce yaşana hayal kırıklığını tarif etmek çok zor.
İnsanları yakından tanıdıkça, ne kadar kötü bir dünyada yaşadığımızı bir kez daha öğrenmiş oluyorum. Bir de iyi kötü hayat ıpaylaştığın , en yakınım dediğin insanlardan aldığın darbeler...
Hayatta en kötü mesleklerden birisi dilencilik diyebilirim. Duygu sömürüsü yaparak, aldatarak kazanç elde eden meslek gurubu. İyi niyeti sömüren, insanı aptal yerine koyan. Sokak dilencileri en azından bu işi profesyonel meslek haline getirmişler. Ancak bir de SOSYAL DİLENCİLER var ki!...
Bazen akraba arkadaş komşu iş çevresi gibi tanıdık çemberden, bazen de yabancı insanlardan bu sosyal dilencilerle tanışırız. Tanıdığım tanımadığım öyle çok sosyal dilenciye rastladım ki... Artık kendimi enayiler kralı gibi hissediyorum.
Sosyal dilencilerin en büyük yeteneği, bir kalabalık içinde saf iyi niyetli insanı çekip ona duygu sömürüsü yapmak. Bu yola haksız kazanç elde etmek. İşte bunlar her seferinde benim ne kadar ahmak nekadar enayi olduğumu bir kez daha yüzüme vurmak istiyorlar.
Artık hayır demeyi öğrendim. Bu şekilde dilencilik yapanların da gözlerini içine kadar bakıp el hareketiyle itiraz ediyorum. Yüzümdeki salaklık, saflık ve enayilik izine güvenerek vazgeçmiyorlar. Ama ben artık kararlıyım. Öyle kolay kolay yem olmuyorum.
Eskiden agresif suratsız bencil kaba ve ruhsuz olan; ve bunlar sayesinde işlerini yürüten insanlara denk gelince nefretle bakardım. Artık o insanların içindeki kötülüğü ben de taşıyorum. Başkalarının hakkını gasp edecek kadar alçalamam. Ancak yardımseverlik merhamet gibi konularda artık benim kredim bitti.
***
Yarın birgün size veya yakınınıza kötü bir şey olduğunda, oradan geçerken hiç umursamayan, yüzünü bile dönüp bakmayan suratsız ve ruhsuz birini görürseniz belki de o kişi benim. Şimdiden özür dilerim. Türkiye gibi bir ülkede yaşarken maalesef onca insan ve onca kötülük gördükten sonra insan artı kpes ediyor. Başka ülkelerde başka kültürlerde bundan daha kötüleri de olabilir. Ancak hiç ummadığımız yerlerde bile Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar insancıl hayatlar yaşandığna eminim.
Küçük yaşlardan itibaren aşırı milliyetçi ırkçı bencil ve kendini beğenmiş bir yaşam tarzı içinde tornadan geçiyoruz. Bukalemun gibi ortamına göre kişilik karakter değiştiriyoruz.
Hiç utanmadan hiç sıkılmadan kendi kişliğimizi, kendi hayatımızı ideal zannediyoruz.
Bu bencil hayat içinde kendi çıkarlarımız için vahşice saldırırken din ahlak kanun kural hepsini hiçe sayıyoruz.
***
Zombi gibi yaşadığımız bu hayat sayesinde ülkenin her yerinde çöp pisliği, insan pisliği, ahlak pisliği kaynıyor. Bu pislik içinde sadece midesini uçkurunu ve keyfini düşünen birer canavara dönüşüyoruz.
Tüm bunlar olurken sanki hiçbir şey yokmuş gibi rahatız, eğlenmemize keyfimize devam ediyoruz.
***
Bugün yaşadığımız birçok kötülüğün ardında en az 20 yıllık, 40 yıllık, 60 yıllık, 80 yıllık... hatalar yatıyor. Onca hata göz göre göre yapılırken oturup seyrediyoruz. Çöplük patladığı anda ise herkes suçlu arama peşine düşüyor.
***
Birçoğumuz KAHVEHANE PROFESÖRÜ olmuş durumda. Herkesin gündem hakkında zehir gibi bilgisi var. Herkes siyaset uzmanı oldu. herkes bi iki suçlu bulup ona yükleniyor.
***
Onca pislik ve onca kuru gürültü arasında gerçekten hayatı güzelleştirmek için birşeyler yapan tek tük insanlar var. Onlar ise kıyıda köşede yaşarken gün geliyor sessizce aramızdan ayrılıyor. matrixte kaninin dediği gibi. İŞİNİ YAPANLAR, GÖREVİNİ YERİNE GETİRENLER GÖZLE GÖRÜLMEZ. ANCAK SORUN ÇIKARANLAR HEP ÖN PLANDADIR. HERKES ONLARI KONUŞUR.