Veysel Karani olayını söyledikten aklıma geldi birden. Mürit olmak isteyen bir çocuk bunun yanına geliyor. Çocuk temizlik yaparken bu yemek yiyor. Daha sonra çocuğu gören annesi üzülüyor ve Veysel Karani'nin yanına geliyor. Veysel Karani yediği tavukların kemiklerini birleştiriyor, tavuk yürüyerek gidiyor. Yani çocuğun imtihanı gibi bir şey söylemeye çalışmış mı ne bilmiyorum.
Daha sonra bu camide iken, millete vaaz verirken gözünün önünde bir adamın bir kadına dışarıda saldırdığını görüyor. Yani gözünün önüne yansıyor. Daha sonra asasını fırlatıyor ve adama çarpıyor, kadın kurtuluyor. Kadın da asayı alıp kendisine getiriyor.
Şimdi de Adıyaman'daki Muhammed Abdulbaki hakkında bir hikaye anlatayım. Kadının teki bunu çok görmek istiyormuş ama kadının kazları varmış. Kazlarını bir türlü bırakacak kişide bulamıyormuş. En sonunda kazları Muhammed Abdulbakiye havale edip bırakmış. Daha sonra bunun yanına gidince kendisinden nasılsınız efendim iyi misiniz gibisinden sormuş galiba. O da demiş ki "kazlara bakıyordum."
Oysaki oradaki kadınların ne tür şartlar altında bilenler vardır. Kadınlar onun yanına yaklaşabiliyor muymuş? Hatta Uzaktan bile bakması zor. Daha geçen gün bir şeyh vefat etmişti, cenazeme kadınlar gelmesin demiş. Sanırım cennette hurilere değil de nurilere gitmeyi düşünüyordu. Kadınları önemsemeyen kişilere kadınlar üzerinden uyduruk hikayeler anlatılması.
Her devrin bir kutbu var işte. Hepsine ayrı ayrı metihler yazılmış. Bana mantıksız geliyor. Maneviyatın yüksekliği gibisinden söylemler yapılıyor ama şu anki çocuklara, kadınlara tecavüz edilirken Tanrı neden müsaade ediyor? Onların imtihanı diyorlar. Daha çocuğun ne imtihanından bahsediyorsun sen? Bu sefer de Allah bilir diyorlar. Ne desek bir kulp buluyorlar.