Lise'ye kadar geçen yaz tatillerinde hiç aksatmadan evimizin dibindeki Kur'an kursuna gitmiş, Kur'an-ı Kerim'i bir hafız gibi olmasa da çoğu kısmına bilen biri olarak her şey dine bağlanmamalıdır diyorum.
Bu yazdıklarımı övünmek için v.s yazmadım, yanlış anlamayın. En basitinden şunu sorayım;
Hangi dine? Adnan Oktar'ın anlattığı mı? FETÖ'nün anlattığı mı? Yoksa, IŞID'in anlattığı mı? Yoksa a, b, c v.b birbirinden farklı cemaatlerin anlattığı mı?
Farkındaysanız, daha Hristiyanlık, Yahudilik gibi semavi dinleri; Zeus gibi, Thor gibi çok eski zamanlarda, farklı coğrafyalarda insanların belirli bir dönemde inandıkları yerel inançları daha saymadım.
Günümüzü kadar insanlık yaklaşık 2000 tane kendince farklı Tanrı ve dinlere inanmıştır ve belki inanmazsınız yerel bazda binlerle ifade edilecek kadar insan, hala bu yerel inanışlara inanmaya devam ediyor.
Dinlerden örnek verdik ama Deizm, Ateizm ve Septisizm gibi tamamen ya da kısmen inkar edenler ve şüpheciler de var, onlar ne olacak?
Dinler ve inanışlar tamamen soyut şeylerdir, sezgiseldir, bütün hatlarıyla %100 kuşkusuz şekilde ispat edilmeleri imkansızdır. Yapısı budur, yanlış anlamayın.
Herkes babasını, annesini, kardeşini ya da en azından içlerinden birisini sever değil mi? Ben desem ki ''Hadi bana bu sevgini göster? Nasıl bir şey bu anne sevgisi?''
Bu soruyu bana %100 şekilde, elle-gözle-işitsel olarak kuşku bırakmayacak şekilde, dünyadaki hiçbir nesneye benzemeyen bir şekilde ispat edecek olan varsa ona secde edeceğim!
Ama dediğim gibi, şimdi çıkar birisi abidik gubidik plastikten, demirden v.s üç köşeli, dört köşeli bir şey yapar, olmaz. Dünyadaki hiçbir şeye benzemeyecek. Üç köşesi olan şekiller üçgen, dört köşesi olanlara da dörtgen denir. Sizin anne sevginiz üçgen tanımından mı ibaret? O zaman siz annenizi değil üçgeni, dörtgeni seviyorsunuz demektir.
Tanrı, Allah, Yaratıcı, Rab... ne derseniz deyin, bu tarz dini ve inançsal şeylerin kanıtlanması da yukarıda yazdıklarım gibidir. Somut olarak %100 bir şekilde, şüphe kelimesini unutturacak şekilde kanıtlanması imkansızdır ve inançları da inanç yapan da tam olarak budur. İnançlar, deneysel şekilde kanıtlanabilir olsaydı herkes bu deneyin sonucuna göre inanır ve geçerdi, bu da inanç olmazdı kendi fikrimce.
Ek olarak, insanları kendi fikrine uymaya zorlamak da bana abes geliyor. Dikkat ediyorsanız kendi fikrine dedim, kendi dininize demedim. Her şey için geçerli olacak bir cümle kurdum. Kur'an'da adı geçen bütün peygamberler gönderildikleri kavimlerle, eşleriyle, oğullarıyla, hastalıklarıyla, başına gelen çeşitli musibetlerle imtihan olmuştur. İnanan biri şöyle düşünür, Allah isteseydi seçtiği kulları olan Peygamberlerin başına böyle musibetler gelmesini, en çetin sınavlardan geçmesini engelleyemez miydi? Engelleyebilirdi şüphesiz. Fakat, burada anlatmak istenilen şey, Allah'ın seçtiği kulları bile en basitinden inanan, iman eden toplumlara değil aksine çoğunun inanmadığı, günah içinde yüzdüğü toplumlara gönderilmiş. Demek ki, bu her dönem de her coğrafyada geçerli olacak bir kural. Fazla zorlamak demek, karşındaki insanın daha da cephe almasını sağlamaktan öteye gitmeyecektir. Benim verdiğim örnekte inançlıların inançsızlara karşı tavrından misal verdim ama her kesim için geçerli bu. Bir şeyi ne kadar dayatmaya, zorla anlatamaya çalışırsanız karşınızdaki de o raddede daha fazla cephe alacaktır, kendi fikrindeki sabitliği daha da artıracaktır.