Böyle dilinin ucuna kadar gelir hani... Yakasına yapışmak istersin karşındakinin, girmek istersin ta ağzının içine kadar ve bakıp gözlerinin tam da içine avaz avaz, tüküre tüküre sövmek istersin ya... İster misiniz bilmem; ama ben istiyorum zaman zaman. O kadar çok kavga ediyorum ki kafamın içinde, o kadar çok kişinin yakasına yapışıyorum ki. Yaklaşık 8 yıldır süren bir mücadelem var. Kızım yarık damak dudak hastası olarak dünyaya geldi. Biz, kızımız anne karnındayken bu durumdan haberdar edilmediğimiz için doğumdan sonra resmen dumura uğradık. Tedavi yollarını ve tedavi merkezlerini bulmak için haftalarca çırpındık. Öyle ya da böyle tedavi imkanını bulduk çok şükür ve hala da devam ediyoruz bu yolculuğa. Mesele çocuğumun rahatsızlığı ya da gördüğü tedavi değil. Mesele bu süreçte karşılaştığım ayarsız tipler. O "gel de sövme"lik tiplerin kaçıyla karşılaştım tahmin bile edemezsiniz. Evvela çocuğumun sağılığı hakkında benden daha çok bilgi sahibi olan (!) herhaltologlar var. Üstelik bunlardan birisi de kelli felli baya caf caflı bir makam sahibi idi. Bir gün çıkıp bana "senin çocuğun durumunu sen abartıyorsun bence. Benim oğlum doktor, biliyorum bu hastalıkları. Sen bunu bahane edip işten kaçmak istiyorsun bence" deyiverdi. E işte gel de sövme! Oğlu doktor olunca bey amcaya bir ilim - irfan gelmiş, böyle aniden aydınlanıvermiş. Matrix kurguları gibi belleğe yükleyivermişler 10 senelik tıp eğitimini. Hemencecik çözüvermiş benim çocuğumun durumunu. Sorun şu ki beyefendi bu durumu böyle hafife alırken kızım 3'üncü ameliyatına hazırlanıyordu ve ilk 2 ameliyatını da henüz 1 yaşını doldurmadan olmuştu. Ayrıca arada gördüğü tedaviler de cabası.

Bu emmi türevleri çok çıktı karşıma; ama bana en çok koyan beni anlamasını ümit ettiğimi evlat sahibi insanlardı. İnsanlardı derken acaba gerçekten insanlar mıydı bilemiyorum... Çalışmaktan asla gocunmam. Lakin gittiğim her yerde ve başlayacağım her işte önce çocuğumun durumunu beyan ediyor ve önceliğimin o olduğunu üstüne basa basa söylüyorum. Buna rağmen defalarca kandırıldım. Başka bir şehre, çocuğumun ihtiyaç duyduğu tüm doktorların olduğu, tedavi konusunda yardımcı olunacağı, iş yükü ve izin konusunda sıkıntı yaşamayacağım taahhüdünü alarak tayin istedim. Gelin görün ki verilen sözlerin tutulması bir yana evladımı tamamen ihmal etmek zorunda kaldım. En sonunda Ankara'ya geri dönmek zorunda kalıp da tayin dilekçesi verdiğimde ise bir tek çarmıha gerilmediğim kaldı. Yapılan eziyetleri ve söylenen lafları buraya yazsam yeminle infiale sebep olurum. "Yok artık o kadar da değildir" diyeceğiniz hatta kafam güzel olarak bir tarafımdan uydurduğumu düşüneceğiniz olaylar silsilesi yaşadım. Bildiğin Talihsiz Serüvenler Dizisi. Ameliyat için izin istediğimde "başkası götürsün çocuğunu" bile dendi, Vallahi dendi. Kişisel hırsları nedeni ile beni görmezden gelenleri mi ararsınız yoksa kızım henüz narkozun etkisinden bile çıkmamışken "ne zaman işe geleceksin" diye soranı mı? Var efendim var... Ne yazık ki bu tarz makam hırsı tüm erdemlerin önüne geçen binlerce insan var. Bu süreç ekonomik olarak da çok yoruyor bizi. Bu ekonomik yıpranmaya çözüm olarak kimi zaman amirlerimden yasal taleplerim oldu. Çözüm olarak ek iş yapmam, taksiye çıkmam, merkezden uzak yerlerden ev tutmam gibi dahiyane fikirler sunuldu. Çok oldu öyle haykırmak değil de hönkürerek, ne kadar çirkin olunabiliyorsa o kadar çirkin olarak hakkımın yendiğini söylemek istediğim. Geceleri kafamın içinde günün kritik anlarının kavgalarını canlandırdığımdan uyuyamıyorum bile. Ne dövüyorum ipsizleri, nasıl giriyorum ağızlarına burunlarına bir bilseniz. Kaç kişin canını yaktım, kaç kişinin suratına suratına bağırdım var ya... Mecburiyetler yok mu ah şu mecburiyetler. Aynı ortamda soluduğum oksijeni, bünyemde yakıp da salacağım karbondioksiti paylaşmaktan bile imtina edeceğim tipler karşısında susuyorum insanlık namına, Müslümanlık namına, çocuklarımızın hatırına.

Yoruldum, yıprandım da; ama bu da benim sınavım ve sabrediyorum. Arada bir burada yazıp rahatlamaya çalışıyorum. Belki benimle aynı ya da benzer durumda birkaç kişi okur da onlar da benim gibi yalnız olmadıklarını anlarlar diye.

Sen yine de sövme...