Çok güzel düşünülmüş, yüreğinize sağlık.
Kapitalizmin her yerde kol gezdiği, sosyal olmanın kendi köşende, tek başına kurduğun hayatı tüm Dünya ile paylaşmak olarak anlaşıldığı bu dönemde, ailenin, dostluğun, arkadaşlığın ne denli önemli olduğunu göstermek adına güzel bir adım.
Öyle ki, ben çocukken diye sözüme her başladığımda, uff yine mi anılarını anlatacaksın gibi bakan gözlerin yanı sıra anlattıklarımın ütopik olduğunu düşünen toplulukların karşısında, sanki ikna etmek zorundaymış gibi davranmanın zorluğunu hep yaşadım.
Henüz 20 yaşına ulaşmamışken, çıkarmış olduğum Apartman Gazetesi ile toplumdaki dayanışma ve iletişimin zayıfladığını anlatmaya çalıştığımda sene 1993 idi.
Yaklaşık 30 yıl önce, içinde bulunduğumuz iletişimsizlikten veryansın ederken, bugünleri yaşayacağım hiç aklıma bile gelmemişti.
Öyle ki, o zamanlarda komşuluk diye bir kavram vardı ve daha güçlüydü. Okuldan geldiğimizde annemiz evde değilse, komşuya gidebilirdik.
Her ne kadar, evin anahtarı paspasın altında olsa da, canımız sıkılmasın diye bir katta bulunan 3 komşu ile akrabadan da öte durumdaydık.
Sadece tuz bittiğinde değil, kahvaltıda, akşam yemeğinde de aynı sofrayı paylaşabilirdik.
Her akşam, pencerenin önünde babamın gelmesini büyük bir heyecanla beklerdim. Babam geldiğinde kapıyı açar, elindeki poşetleri alır. Poşetlere hiç bakmadan boynuna sarılırdım.
Çok şükür ki, bugün de kendi çocuklarım akşam yolumu gözlüyor. Geldiğimde hoşgeldin diyor, ben de gün boyu ne kadar yorulmuş olursam olayım, ya da canımı kim sıkmış olursa olsun, onlara yansıtmamaya çabalayarak, gülümseyerek eve giriyorum. Tabii, onlar anlıyor ama ben her seferinde daha da dikkat ediyorum.
Şehir dışına çıkmış olsam, her dakikada evdeymiş gibi, yokluğumu hissettirmemeye çalışıyorum. Yolculuk bitip de eve döndüğümde ise hasret bitiyor, vuslat yaşanıyor ve hep birlikte mutlu olmanın coşkusunu içimizde yaşıyoruz.
Yeniden çocukluk yıllarıma dönecek olursak; Düğünler salonlarda yapılmaz, karşı komşu evini açardı. Ev açmak diye bir kavram vardı, aslında ev açmak değil, yüreğini açmak demek daha doğru.
Cenazede, cenaze sahibi yemek yapmakla uğraşmasın diye komşuları yemek yapardı. Şimdi ki gibi, geleni doyurmak değildi amaç, asıl amaç cenaze sahibinin hüznünü daha rahat yaşamasıydı.
Televizyon da seyretmezdik, komşunun cenazesi varken, gülmekten imtina ederdik. Ama halimizden de hiç şikayet etmedik, etmezdik. Böyle mutluyduk.
O zamanlar her şey aslında çok ucuzdu ama israf olmadığı için olsa gerek, 1 şişe Yedigün isimli içeceği 3 çocuk birlikte içebilirdik.
O günlerde, toprak sahada maç yapmak kadar, maçtan sonra gazoz içebilmek de büyük bir keyifti.
Hamburger yerine ekmek üzerine sürülmüş süzme yoğurt üstünde şeker olan enfes anne yemekleri vardı.
Aslında herkes, nerede o eski günler ya da nerede o eski bayramlar diyor ama düşünüyorum da, neden o günleri yeniden yaşatmak için el birliğiyle çalışmıyoruz, uğraşmıyoruz.
Ben elimden geldiği kadar uğraşıyorum. Yolda bir çocuk gördüğümde gülümsüyorum, elimden bir şey gelmese. Geliyorsa, tatlı ısmarlıyorum.
Tanımadığım kişilere selam veriyor, hal hatır soruyorum. Gülümsüyorum, ne kadar önemli biliyor musunuz?
Durduk yerine arıyorum mesela 20 yıl önce tanıdığım bir arkadaşımı. Nasıl diyorum, her ne kadar hayırdır inşallah dediğini duyuyor gibi olsam da, geri kalmıyorum.
Belki de günümüz öğretmenlerine ilham olur diye paylaşmak istiyorum. Öğretmenlik yaptığım zamanlarda mesela, tüm sınıfa dondurma ısmarlayabiliyorum.
Gözetmen olduğum bir sınavda bana oralet veya çay geldiyse, tüm sınıfla birlikte içmezsek, içmem diyebiliyorum. İş kurmak isteyenler geldiğinde elimden geldiği kadar yardımcı oluyorum.
Normal şartlarda anlatmaktan hicap duyarım ama, madem bu konuyu açan arkadaşımız, ilham olmak istemiş, belki ben de ilham olabilirim düşüncesiyle, davet edildiğim her öğrenci seminerine, tüm masrafları gerekirse kendim karşılamak üzere gidiyorum. Yıllar önce İstanbul'da bir etkinlikte, eğitimcilere çağrı şu şekilde olmuştu. Bilgisinin zekatını vermek isteyenleri bekliyoruz. Evet, bilginin de zekatı olurmuş, o zaman öğrendim. Bilgimin zekatını vermek üzere, gençlerle sohbet ediyorum, uzaktan staj desteği vermeye çalışıyorum. Mutlaka siz daha iyilerini yapıyorsunuzdur, siz de paylaşın, ben de öğreneyim ve daha iyisini yapabileyim. Yapabilelim. İyilik bir akım olarak tüm Dünya'ya yayılsın ve herkes birbirine gülümsesin, destek olsun, yalnız olmadığını hissettirsin. Yalnız da olmasın, çaresiz kalmasın.
Siteyi devretmeniz için değil, içimde kalan duyguları aktarmak için yazmak istedim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için size, yazıyı sonuna kadar okuyan tüm forum arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Olur da Kayseri'ye yolunuz düşerse, ya da Kayseri'deyseniz Teknopark'a beklerim. Bir çay içer, sohbet eder, öğle vaktine denk geldiyse yemek yeriz.
İnsan olmanın, paylaşmanın, bilgi alışverişinde bulunmanın mutluluğunu birlikte yaşarız. Selam ve dua ile...