constantine38 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Kur'an sadece Araplara mı gönderilmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Gözü kör olası ön yargının sillesiyle kör olan nice gözler vardır! Ön yargı kâbus gibi çöktüğü insanların akıllarını mı çelmiyor, basiretlerini mi körleştirmiyor, gündüzlerini mi geceye dönüştürmüyor, ferasetlerini mi buharlaştırmıyor, yapmadık hangi kötülük bırakıyor? İşte açıklaması:

a. Onlarca ayet gösteriliyor, Kur’an’ın Arapça olduğunu ispat etmek için uğraş veriliyor. Sanki, Kur’an’ın Arapça olmadığını iddia eden varmış! Sanki Kur’an’ın Arapça olmadığını iddia etmek insanı dinden çıkaran bir hezeyan olduğunu kabul etmeyen varmış! Sanki on beş asırdır Kur’an’ın Arapça olduğunu sağır sultan daha duymamış!

b. Her peygamber gibi Hz. Muhammed (a.s.m) de -bir insan olarak- belli bir bölgede, belli bir kavim arasında doğmuştur. Aralarında doğup büyüdüğü insanların dilini konuşmasından daha tabii ne olabilir ki? Mesajını insanlara ulaştırmak için elçisini görevlendiren Allah, söz konusu mesajını onun ve kavminin konuştuğu bir dilin dışında bir lisanla göndermesi düşünülebilir mi? Bunun bir mantığı var mı? “Biz her peygamberi kendi milletinin lisanıyla gönderdik, ta ki onlara -Allah’ın gönderdiği- hakikatleri iyice açıklasın.”(İbrahim, 14/4) mealindeki ayette bu işin gerekçesine yer verilmiş ve mantığı açıklanmıştır.

c. Eğer Hz. Muhammed (a.s.m) başka bir lisanla bir vahiy alsaydı, bu durum muhataplarını daha çok şaşırtacak ve onun Kur’an’ı yabancı birinden ders almış olabileceğini düşünmüş olup tereddüde düşeceklerdi. Halbuki, Allah’ın maksadı, insanları saptırmak değil, doğru yola iletmektir. “Eğer Biz Kur’an’ı yabancı bir dille gönderseydik, ‘Neden onun ayetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?’ derlerdi...” (Fussilet, 41/44) mealindeki ayette bu çelişkiye güçlü bir vurgu yapılmıştır.

d. Kur’an’ın Arapça olması, onun yalnız Araplara gönderildiğine delil yapılmak isteniyor. Peki, Kur’an’ın yalnız Araplara gönderilmediğini göstermek için onun Arapça olmaması gerektiğini savunanların gösterecekleri ne gibi bir alternatifleri vardır? Diyelim ki, Kur’an Arapça değil de Türkçe inseydi, sosyolojik bir realite olarak, ilk muhatapları olan Araplar bu dili nasıl öğreneceklerdi? Kaldı ki, Türkçe olması halinde yine aynı vesvese devam edecekti. Bu kez onlarca milletin fertleri “Bizim dilimizle gelmedi, öyleyse bize hitap etmiyor.” deyiverirlerdi. Bu takdirde Kur’an’ın yetmiş iki milletin dilleriyle gelmesi gerekirdi. Böyle bir mantık yürütenin bir önce doktora gitmesini tavsiye ederiz.

e. Daha Mekke devrinde inen Sebe’ Suresinin 28. ayetinde Hz. Muhammed (a.s.m)’in bütün insanlara gönderilmiş bir peygamber olduğunu -mealen- şöyle ifade etmiştir: “Resulüm! Biz seni bütün insanlara / insanlığa rahmetimizin müjdecisi, azabımızın uyarıcısı olarak gönderdik; lakin insanların ekserisi bunu bilmezler.” Başka bir ayette ise şöyle buyrulmuştur: “Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107).

f. “Biz sana Arapça bir Kur’an vahiy ettik ki, sen anakent olan Mekke ile bütün etrafını uyarıp irşat edesin.” (Şura, 42/7) mealindeki ayette -lisan konusunda ifade edildiği gibi- sosyal bir realiteden bahsedilmiştir. Yani önce kendi çevresinden başlamayıp da en uzak yerlerden mi başlamalıydı? Zerre kadar şuuru olan böyle bir ihtimale ihtimal vermez. Demek ki, önce bulunduğu memleketini, daha sonra yakın çevresini, daha sonra da uzak çevresini, yani bütün dünyayı aydınlatmak üzere gönderilmiştir. Yani, ayette geçen “Mekke’nin çevresi”nden maksat, bütün insanlardır.(bk. Taberî, ilgili ayetin tefsiri).

Bu arada siz bu tefsirleri çok mu arıyorsunuz? Doğru düzgün arapça bile bilmeyen 3-5 sözde tefsircinin yazdığını paylaşıyorsunuz.

İbrahim Suresi 4. ayet

İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.

Sizin yazdığınız tefsirle uzaktan yakından alakası yok.

Allah'ın cennete ırmaklar, sular, göğüsü yeni tomurcuklanmış kız çocukları (7-8 yaşlarını kastediyor), erkek çocukları, gölge, bakire kadın ve buraya dikkat edin ARAP KADINI (Vâkı’a Suresi 37. Ayet - Yani sizin soyunuzdan olanları size vaad ediyorum diyor.) vaad etmesi zaten araplara indiğini gösteriyor.

Hangi sapık diyor bunu ya?

Nebe Suresi 33’de "Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızları" bazıları kabul etmiyorlar ve kevaib kelimesinin üzüm tanesi olduğunu söylüyorlar, bu doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tefsir kaynaklarının hemen hepsi, “yaşıt” manasına gelen “etrab” kelimesini kızlar için kullanmışlardır. Bu kelime şu ayetlerde geçmektedir:

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için büyük başarı ve mutluluk vardır. Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var.” (Nebe, 78/31-34)

“Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır.” (Sad, 38/52).

“Ve onlar yükseltilmiş döşekler / mobilyalar üzerindedirler. Biz oradaki kadınları, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik. Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.” (Vakıa, 56/34-38).

Bu kelimenin kadınlar / kızlar için kullanılmasında anlaşılmayan bir taraf yoktur. Bu yorumlar, değişik hadislerde yer alan “Cennet halkının hepsi 33 yaşlarında olur.” mealindeki ifadeye de uygundur.

Ancak bazı tefsirlerde erkeklerin yaşı otuz üç, kadınların yaşı on altı olacağı bilgisine yer verilmiştir.(bk. Alusî, Nebe suresi, ilgili ayetin tefsiri).

Kadınların / kızların yaşının cennette on altı-yirmi civarında olması, Nebe suresinde yer alan “Kevaib” kavramına daha uygundur. Çünkü “Kevaib” Kaib veya Kaibet’in çoğuludur. Bu kelime hem kalıbı hem de manası itibariyle “Nahid/Nahidet/Nevahid” kelimesiyle aynıdır. Erkek için “NAHİD” denildiği zaman, onun ergenlik çağına giren bir delikanlı olduğuna işaret edilmiş olur. Kadın için “NAHİDET” denildiğinde ise, onun göğüslerinin tomurcuklandığı anlamına gelir (bk. Taberî, Razî, İbn Kesir, Şevkanî, Alusî).

Kaynaklardan bazıları Kevaib kelimesinin Kaib’in çoğulu olduğunu söylemişlerdir. Bu kelimenin erkekler için kullanılmadığını düşündüğümüzde, bunun yalnız kadınlara mahsus bir kalıp olacağından dişilik ekin olan ta harfini almasına gerek olmayabilir. Nitekim, hayız halindeki bir kadın için de “Haiz” kelimesi kullanılmaktadır. Çünkü erkek hayız görmez, bir karışıklık söz konusu değildir.

Dahhak da “Kevaib” kelimesinin bakire kızlar manasına geldiğini belirtmiştir (Lubab, İlgili ayetin tefsiri).

İmam Maverdi’ye göre, “Kevaib” iki manaya gelir. Birincisi İbn Abbas’a ait olup “Nevahid = Erginlik çağına girmiş kızlar” manasına; diğeri Dahhak’a ait olup “Azârâ = bakire kızlar” manasına gelir(bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri).

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Nebe suresindeki ayette “göğüsleri tomurcuklu” şeklinde tercüme edilen “kevaib”in asıl manası erginlik çağına ermiş, bakire genç kızlar demektir. Erginlik çağına girmiş kızların bu erginlik çağının ilk belirtisi göğüslerinin tomurcuklanması olduğu için, kaynaklarda daha çok bu mana verilmiştir. Halbuki asıl mana “ergenlik yaşına ermek” tir; “göğüslerin tomurcuklanması” ise asıl mana değil, lazım-ı manadır. Nitekim İbn Aşur’a göre de “Kevaib”, Kaib’in çoğuludur, on beş ve civarındaki yaşa girmiş (erginlik çağına girmiş) kızlar içi kullanılır. Çünkü o çağa ayak basmış kızların göğüsleri tomurcuklanır (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Bu sebeple ve de özellikle hissiyatı mülevves olan bu asırda kelimenin asıl manasını ön plana almak ve ilgili ayeti “ergenlik çağına girmiş genç yaşıt kızlar” şeklinde meallendirmek daha uygundur.

Bizim kanaatimize göre de, ayette “göğüslerin tomurcuklu” vasfına değil, “kızların erginlik çağına” işaret edilmiştir. Bu mana Kur’an’ın belagatına, edebiyatına ve edeb-i nezihanesine daha uygun görünmektedir. Eski zamandaki hissiyatın safiyeti / duyguların safveti yanında, erkeklerin reculiyet hissiyatının bâlâ-pervâzâneleri de bu lazım-ı mananın ön plana çıkarılmasında büyük rol oynamıştır. Yani temiz ve safiyane duygularının duygusallığı sebebiyle, “Kevaib”in asıl manası olan “ergenlik çağı” ifadesi yerine, ikinci derecede bir mana olan ve asıl mananın bir gereği olan “tomurcuklu göğüsler...” ifadesi tercih edilmiştir.

Doğru düzgün arapça bilmeden, ayetlerin hangi olaya istinaden indiğini bilmeden nasıl hüküm veriyorlar şaşıyorum.

Ayrıca bu huri meselesi hep cinselliğe yoruluyor. Tövbe haşa sanki ahirette millet ilişkiye girecek huriyle. Millete ki bu küçük kızlara olan hassasiyeti de çözemedim. İsmi lazım değil daha reşit bile olmayan kız klipte motor üstünde donunu çıkarıyor kimse laf etmiyor bu nasıl iş diye herkes ağzı sulana sulana izliyor. Ahirette bakire kızlar varmış koşun sapıklık var
Kuran'ın Araplar'a gönderilip gönderilmeme mevzusu uzar gider. Daha da tartışmaya gerek yok.
Benim cevap vermek istediğim şu, göğüsü yeni tomurcuklanmış kız manasına gelmediğini ve bunun sapıklık olabileceğini belirtmişsin. Hangi sapık diyor bunu ya? Diyerek bunu mutlak olarak sapıklık olarak tanımlamışsın, bence de bu bir sapıklık.

Peki bakalım, Hz. Muhammed ne yapmış?
Aişe'ye 6 yaşında nikah kıyıp, 9 yaşında Aişe ile cinsel ilişkiye girmiş. Bunun taklası yok. Sahih bir hadistir bu, yok adetten sonra sayıyolardı gibi savunma yapmazsın umarım. Çünkü kendine ehli sünnet diyen (bizim yobaz olarak gördüğümüz) hocalar bunu açık açık söylüyorlar. Ayriyetten hadislerde çok güzel olarak tanımlanan Cüveyriye ile de 12 yaşındayken, ailesini katlettikten sonra çadırında ilişkiye girmiş. Bu da sahih hadistir. Buhari ve Müslüm'de de yazar.

Peki sadece Hz. Muhammed mi göğüsü yeni tomurcuklanmış kız ile ilişkiye girmiş?

Birbirlerinin kızlarını birbirlerine vermişler sahabeler. (Sorularla islamiyet gibi siteler bunu yalanlıyor fakat aç Buhariyi Müslüm'ü Davut'u oku.) Kaç yaşlarında birbirlerine vermişler? 7'li 8'li yaşlarındaki kızları. Hz. Muhammed'in 2 kızı Osman'a verildikten sonra ölmedi mi? Neden öldü bu kızlar? Erken doğum yaptıkları için öldüler. Hz Muhammed gerçekten peygamber olsaydı derdi ki "Arkadaşlar bu yanlış, bir kız ile evlenebilmeniz için 18 yaşlarında olmaları gerekir, aksi taktirde bu çocuklar ölür". Fakat bunu diyememiş. Aksine Kuran'da HENÜZ ADET GÖRMEMİŞ kızlar ile ilgili ayet var.
Talak 4 -> https://www.kuranmeali.com/AyetKarsi...sure=65&ayet=4 Lütfen ayeti bizim ayet bükücülerden okuma. Arapça kelimelerin üstüne gelince HENÜZ ADET GÖRMEYEN KIZLAR ile evlenebilirsiniz diyor Allah.
Hatta Elmalılı Hamdi Yazar Mealini de buraya bırakayım:
TALAK 4
Hayızdan kesilmiş olan kadınlarınız - şübhelendinizse - onların ıddeti de üç aydır, hayız görmiyenler de öyle, yüklülerin ise ecelleri hamillerini vaz'ı etmeleridir ve her kim Allaha korunursa Allah onun işine bir kolaylık verir.

Sen söylemeden ben söyleyeyim, bunun taklası da burada Allah sözde hasta kadınlardan bahsetmiş. Allah'ın diyemediğini kulları neden söylemeye çalışıyor?

1400 senedir peygamber sünneti diye küçücük kız çocukları kelli felli adamlara verildi. İnternette Afganistan'da başkalarına verilen kız çocuklarının videoları var.
Taliban yapınca, IŞID yapınca terörist oluyor ama Hz. Muhammed yapınca peygamber oluyor.


SONUÇ
Ben 1400 sene önceki yaşamış insanları yadırgamıyorum. O dönemin adetleriydi onlar. Sonuçta, Ebu cehil bile karşı gelmemiş küç.ük kız çocukları ile evlenilmeye.
Zaten demek istediğim de bu; ayet-hadis falan hepsi o döneme ait. Hz. Muhammed bu dönemi görememiş.

Yanlış yazdığım birşey olursa affola.
Bu arada, ben de hayatımda Kuran okumamış bir müslümandım geçen seneye kadar, namaz kılıp oruç tutardım. Daha doğrusu sadece arapça okurdum ve anlamını bilmezdim. Bir gün merak edip Türkçe'sini okuyunca dehşete düştüm, ve daha çok araştırdım, daha çok araştırdım. En sonunda baktım ki Kuran Allah kelamı değil, dini terk etmeye karar verdim. İnan çok daha rahatım, kuş gibiyim. Sağlıcakla.