Öncelikle asgari ücret arttığı için zam yapılmıyor, enflasyon arttığı ve fiyatlar yükseldiği için asgari ücrete zam yapılmak zorunda kalınıyor diye girişimizi yapalım çünkü anlaşılan epey uzun süre birlikteyiz. Paranın değerini ölçmek için onlarca kritere ihtiyaç vardır aslında, sadece dolara bakarak bir parayı değerlendiremeyiz. Bir paranın değeri ilk olarak alım gücü ile ölçülür, daha sonra o parayı basan ülkenin itibarı, siyasal bir çalkantı yaşayıp yaşamadığı ve darbe riski, hukuksal açıdan yatırımcısını koruyan bir ülkemi yani buraya parasını getiren varlıklı insanın malına el konulur mu mal ve can güvenliği var mı, ekonomi yönetiminin tam bağımsızlığı yani emir alarak ekonominin gerektirdiğinin dışına çıkmayacak liyakatli kişilere ülke ekonomisinin emanet edilip edilmediği, para biriminin enflasyon ve deflasyon durumu ve bölgesel riskler gibi daha listeyi uzatabiliriz ama sanıyorum daha bu maddelerin en başına sınırlı arza sahip olup olmadığı bilgisini eklememiz gerekir. Eee ne demek bu? Şu demek, ziki olarak değerli metallerden yapılmayan, her ülkenin kendi merkez bankasında bastığı paralar eskiden o ülkenin merkez bankasındaki karşılığı ile doğru orantılı olurdu, atıyorum bir ülke 500 ton altına sahipse o altınlara tam karşılık gelecek kadar para basılabilirdi. Para aslında ne bir kağıt parçasıdır ne bir değerli maden, sadece o para birimini basan ülkenin güveninin sembolüdür ve o ülke banknotun üzerinde yazan miktar kadar mal ve hizmeti size sağlamaya söz vermiştir, bir nevi devletin hamiline kestiği çektir, üzerinde 100 TL yazıyorsa istediğiniz işletmeye gidip bu çeki bozdurup hizmet alırsınız, kısa açıklaması bu şekilde. Hazır altından girmişken bir örnek yazalım, 1 altın sikke ile 3 adet keçi alabildiğinizi düşünün, şimdi bir odanın içinde 100 adet altın sikke olduğunu ve bu sikkelerin hepsini eritip yarısı ağırlığında olacak şekilde 200 adet altın para ürettiğinizi düşünün. Çok şey değişmiş gibi belki ama 100 altın para ile 300 keçi satın alabilirken şimdi yeni ürettiğiniz 200 altın para ile maalesef 600 keçi alamazsınız, yine alacağınız 300 keçidir. Altınların adedi değişir ama değeri yine boyutu yani ağırlığı kadardır. Şu an altının gramı 900 TL ve altının belirli bir değere ulaşıp bu değeri korumasını sağlayan şey arzının sınırlı olmasıdır, sürekli bol miktarda yeni altın çıkarılıp demir gibi, çelik veya bakır gibi bol bulunan bir maden olsa değeri bu kadar yüksek olamazdı.
TL içinde olay aynı, ülke olarak sürekli parasal genişlemeye gidiyoruz yani emisyon hacmini arttırıyoruz, para arzı artıyor, piyasada yanlış incelemediysem 2-3 sene öncesine göre dolaşan para miktarı 4 kat arttı, bu eskiden 1 milyar kağıt para dolaşımdaysa artık 4 milyar dolaşımda demek, fakat TL nin bollaşması dışında ülkede maalesef hiçbir şey değişmediği için, mal ve hizmet üretimi yükselmedi fakat daha çok kağıt para olduğu için artık üretimi sınırlı olan ayçiçek yağı, un, şeker gibi ürünlere artan mülteci ve genel ülke nüfusunun etkisi ile daha çok talep gelmeye başladı ama gelen talep oranında üretimi arttıramadık ve mallar daha değerli hale geldi. Evet bu biraz karaborsa mantığı ile başlar, Venezuela'da aynen böyle başlamıştı. Orada krizin ilk yıllarında ülkenin tamamen dışa bağımlı üretmeyen ve sadece petrol ile doğalgaz gelirini kullanarak ithalat yapan ülke olmasından ötürü bir süre sonra petrol fiyatları düşünce daha az ürün ithal edilebildi, bir tuvalet kağıdını 4 kişi talep ediyordu ve o üründen 1 adet vardı, işte o 1 adet ürüne en fazla parayı verene sattılar, bu işler böyledir sınırlı mal değerlidir. TL sınırlı değil ki? Ayçiçek yağı çok daha sınırlı bir varlık şu an. Altın örneğine geri dönelim, biz hiçbir şeyi arttırmadan banknot sayısını 4 katına çıkardık, ee keçi örneğindeki gibi eskiden 1 banknot ile aldığımız keçi artık 4 banknot olmak zorunda, mecbur ve olacak, maalesef bu %400 enflasyon demek zaten ve biz daha böyle bir oranı henüz kriz yüzünden göremedik çünkü kötü günler için banknotlar yastık altında duruyor. Diyelim ülkemizdeki tüm banknotlar ile 100 milyar dolar alınabiliyordu, banknot miktarımız 4 katına çıktığında alacağımız dolar karşılığı da 4 katına çıkamaz, eskiden 1 banknot karşılığı aldığımız doları artık 4 banknot karşılığında alabiliriz. Bu zaten maliyetleri ve enflasyonu başlı başına 4e katlar, ithalat cenneti dışa bağımlı ülkeler ithalatlarını bu artan maliyetler ile yapmak zorunda kalırlar, bu ise mal ve hizmet maliyetlerinde minimum %400 enflasyon demektir.
Ülkelerin bu şekilde para basmasını legalize eden bir durum vardır, misal o ülke o yıl %7 büyümüşse dolaşımda bulunan 100 adet banknotunun üzerine 7 adet banknot daha basıp dolaşıma sokabilir çünkü üretilen mal ve hizmet artmış, ülke büyümüş ve bunu kaldırabilir. Ama bizde büyüdük diyenler olacaktır, biz borç sayesinde büyüdük, nasıl mı? Sadece tek 1 eviniz var diyelim ki 400 bin TL değerinde, başka hiçbir şeyinizin olmadığını düşünelim. yine 400 bin TL değerinde bir ev beğendiğini, bankaya gittiğiniz ve kredi çekerek bu parayı ve bu parayla o beğendiğiniz evi aldınız, fakat bankaya bu parayı 800 bin TL olarak ödeyeceksiniz. Şimdi büyüme hesaplanırken sizin 2 eviniz olduğu görünüyor yani geçen sene 1 eviniz vardı şimdi 2 oldu, siz %100 büyüdünüz, gerçekte olan ise 400 bin TL ve yine 400 bin TL değerinde 2 evinize karşılık 800 bin TL borcunuz oldu, elinizdeki anca borca yetiyor ve aslında siz %100 küçülmüş oldunuz. Bizdeki büyüme hesaplanırken %100 küçülen halk maalesef %100 büyümüş olarak yazılıyor bu hesaplamaya göre. Milli gelir hesaplamasında ise mülteciler dahil 90 milyon kişi çalışıyor üretiyor fakat kişi başına düşen gelir 85 milyon Türkiye vatandaşına bölünüyor, 90 milyonun ürettiğini 85 milyon üretmiş gibi gösteriyorlar, milli geliri 85 yerine 90'a bölsek halimiz çok daha fena. Yıllar içinde defalarca milli gelir hesaplama yöntemleri değiştirilerek sadece kağıt üzerinde kişi başına daha fazla para düşmesi sağlandı ama bunlar hep kağıt üzerinde, kağıtlara bakınca dışarıdan zengin bile görünüyor olabiliriz. Forumda sürekli Papua Yeni Gine Kinası geyiği dönüyor, bir paranın sıfırının bol olup olmaması bir ülkenin parasını değerli veya değersiz yapmaz. 100 Japon Yeni 12 TL bile yapmıyor, bu Japonya'yı bizden aşağı yapmaz çünkü paralarının alım gücü var, sıfır atmadıklarını da ekleyeyim. Ülkelerin paralarının alım güçlerini kıyaslamak için farklı ülkelerde aynı işleri aynı mesai saatleri kadar yapan ve yaptıkları iş karşılığı elde edilen para karşılığı alınan benzer ürünler ile kıyaslayabiliriz.
Almanya'da 1 Litre Benzin = 1,76 Euro ( 28,47 TL )
Türkiye'de 1 Litre Benzin = 19,80 TL ( 1,23 Euro )
Bu şekilde yazıp bakın bizde benzin daha ucuz diyebiliriz, fakat hesap bu şekilde yapılmaz.
Almanya'da doktor maaşı = 6,300 Euro ( 102,378 TL )
Türkiye'de doktor maaşı = 9,325 TL ( 577 Euro )
Hesap böyle de yapılmaz. Böyle de bakılında Almanya bizden mevcut durumundan bile daha üstünmüş gibi görünüyor. Hesap şöyle yapılır.
Almanya'da bir doktor maaşı ile 3,579 Litre Benzin alabiliyor.
Türkiye'de bir doktor maaşı ile 470 Litre Benzin alabiliyor.
Almanyalı bir doktorun Türkiyeli bir doktora göre benzin alım gücü 7,61 kat daha fazla, başka bir değiş ile 7,61 Türkiyeli doktorun emeği ile 1 Alman doktorun emeği eşit değerde diyebiliriz.
Konuyu dağıttık, kısaca toparlayıp bitirelim. İthalat cenneti ülkeler + dış borcu yüksek olan ülkeler + sürekli cari açık veren ülkeler sürekli dövize ihtiyaç duyarlar. Bizim dış borcumuz bir hayli yüksek, en son yarım trilyon doların az üzerinde diye hatırlıyorum, bizim böyle bir parayı ödememiz imkansız olduğu için sadece faizini ödemeye çalışıyoruz veya yeni daha yüksek faizli borç bulup ötelemeye çalışıyoruz. Borç bulma şeklimizi de söyleyeyim. Paranın en ucuz temin edilebileceği yer Amerika'da bile faizler %2,5 civarında, şimdi bu oranın üzerine ülkemizin 600 civarı olan astronomik CDS primini dahil edelim, 600 puan = %6 ek faiz ödememiz gerektiği anlamına gelir, kısacası bu borcu ödeyemememiz durumunda bir nevi sigorta masrafı ödemiş oluruz, %2,5 + %6 = % 8,50 yıllık dolar faizi demektir bulabildiğimiz borç. Her yıl borç bulmamız biraz daha zorlaşıyor, risk primi biraz daha yükseliyor, mevcut borçlar ve faizleri artıyor ama hazine aldığı vergilerden feragat ederek sürekli daha az kazanıyor, halkın vergilerinden oluşturulan BÜTÇE üzerine dış borç faiz yükü biraz daha artıyor. Borcun hiç azalmadığı ve sürekli arttığı ülkelerin sonu moratoryumdur yani bir nevi iflastır. Bu yetmiyormuş gibi 2020 yılı için cari açığımız 35,5 milyar dolar olmuş. yani 100 milyar dolarlık dışarıya mal sattıysak 135,5 milyar dolarlık almışız, borcumuz daha da artmış yani bulmamız gereken döviz miktarı yükselmiş. TL basmak kolay, zaten memur ve emekli maaşlarını ödeyecek bir bütçeye sahip olamadığımız için veya yetmediği için sürekli maaşları para basarak ödemek durumundayız, bu ise her ay yeni yeni paracıklar basılması demek, yeni para basılması enflasyon demek, enflasyon daha çok maaş zammı, daha çok maaş ödemesi daha çok banknot basılması demek ve bu bir sarmala dönüşür. Eşel mobil sistemi vardı eskiden bilenler bilir. Peki ya ne yapılması lazım? Öncelikle paranın alım gücünün korunması lazım, enflasyon ne olursa olsun hiç önemli değil, bir çalışan o ayki maaşı ile atıyorum 1200 adet ekmek alabiliyorsa o çalışan 3-5 ay sonra yine maaşı ile 1200 adet ekmeği alabilmeli, 3 lira olmuş 4 lira olmuş veya ekmek 10 lira olmuş çok bir anlam ifade etmiyor, bir asgari ücretli son 5 yılda önce 1500 ekmek alırken 1300 lere, sonra 1200 lere, daha sonra 1000 sayısının da altına ekmek alım gücü düşmüşse orada bir sıkıntı var demektir yani demek istediğim alım gücünün düşmesi enflasyondan daha beter bir durum. Alım gücünün korunması için de asgari ücret ve maaşlara zam yapılması gerekir. Şu bir gerçek ki para basarak hiçbir ülke kalkınamamıştır ve bataklıktan kurtulamamıştır, çırpınarak bataklıktan maalesef çıkılmaz, daha fazla batılır. Ne yapılırsa düzelir kısmına farklı bir zaman gireriz. Şimdilik kısaca bu kadar.