Beyler ticareti bilmiyorsunuz ya da ticareti lonca kafası ile düşünüyorunuz.

Aracının üreticiden daha az kazanması gerektiğini düşünen kafa bizim lonca kafamızdır.
Müşteri kime aitse paranın daha büyük kısmını o kazanır.

Mesela benim 100 tane ayda 5 bin liralık mal alan müşterim var diyelim ve ben A firmasında çalışıyorum.
B firması bana iş teklif ettiğinde maaşımı ve primimi ben belirlerim firma değil.
Ve sene sonunda bu 100 müşteriden elde edilen karın yarısını prim olarak alabilirim.
Çünkü müşteriler bana ait.

Yani Üretim yapmak hiç bir şey ifade etmez.
Asıl para kazandıran katma değer satış yapacak pazara ve müşteriye ulaşma yani pazarlama yeteneğidir.

Siz bir internet sitesi ile kullanıcı sözleşmesi yaptığınızda bu sözleşmenin geçerli olduğu bir ülke vardır.
Adam sizin bir malınızı ya da hizmetinize bir değer biçtiyse ve siz bu değere satışa razı olduysanız adamın kaç liraya satacağı sizi ilgilendirmez.
Beğenmiyorsanız o site ile çalışmaz kendi malınızı hizmetinizi kendiniz satarsınız.
Pardon siz zaten o paralara kendiniz satabilecek olsanız o siteyi zaten kullanmazdınız değil mi?

Bu senelerdir emlakçılığın galericiliğin aracılık hizmetlerinin temelidir.
Ticaret böyledir, malı fiyatı öldürerek malı kötüleyerek alırsınız, fiyatı şişirerek malı överek satarsınız.
Yani mal alırken fiyatı olabildiğince düşürmeye çalışırsınız, satarken de olabildiğince atrttırmaya çalışırsınız.
Burada bir yolsuzluk yok.

Ben bir ürünü bunu 12 bine satarım diyerek senden 10 binden alırım.
Sen 10 bine razı olduysan mesele kapanmıştır.
Ama o mala 20 bin verecek zengin müşteri bulursam da 12 bine değil 20 bine satarım, ne sana ne de kimseye hesap vermem.
Sen o zengin müşteriye ulaşabiliyor olsan zaten gelip bana 10 binden satmazsın.

İşin bir de maliyet yönü var.
İnternette Türk ziyaretçiye tık başı 3 lira veriyorsun, yabancı ziyaretçiye 3 euro veriyorsun.
Elbette Türke 2000 liraya sattığın malı yabancıya 2000 euroya satman lazım.