Ben de düşüncelerimi yazayım... Senelerce yurtdışında kalmış birisi olarak. Yurtdışında çalışmış, kendi şirketini açmış, Türkiye'ye de gelip kendi işini kurmuş ve eleman olarak çalışmış birisi olarak...

Öncelikle yabancıların dedikleri sözleri alıntılamayın derim ben. evet doğru olabilir ama onlar farklı bir boyutta yaşıyorlar. En basitinden bizde fatura kesildiği anda vergilendirilir, tahsilata bile bakılmaz. onlarda "ben işimi büyütücem, bu sene para lazım" diyince vergi dairesi ile pazarlığa oturup "ne kadar verirsin, ne kadar lazım" pazarlığı yapılıyor. Bir başka çok önemli gerçek "para lazım, ortak bulayım" dediğinizde çok kolay bir şekilde firmanıza, fikrinize hatta kendinize yatırım yapacak finansörler bulabiliyorsunuz. Ve bunlar sizi sömürmeye çalışmıyor, sizi büyütmeye çalışıyor. Bir diğer nokta bizde "çocuğu önceden dövelim de oyuncağını kaybetmesin" mantığı yok. kuralların dışına çıkmadığınız süreci kimse size kışt demiyor.

Ah bir de, belki de en önemlisi..... fikirlere ve projelere kredi verilerek finans desteği sağlanıyor. bunu neredeyse tüm bankalar -ki bu iş için ayrı yan kuruluşları var- yapıyor. Bize kredi sadece malı mülkü olana verilir. Fikirlere verilmez.

O sebeple o alıntı yaptığınız arkadaşlar garajlarında uzay mekiği yapıyor, helikopter yapıyor. biz burada garajımızda (garajlı ev kavramı bizde yok zaten ama) araba yapsak trafiğe çıkaramayız. muayeneden geçmez. bir yolunu bulmaya çalışsan lisanlar, vergiler falan filan derken elde avuçta ne var kaybederiz.

Ben 53 yaşındayım. okumak önemliydi. okudum, mühendis oldum, işletme master'ı yaptım. kimse diplomamı sormadı ama çok işime yaradı. okutulanlar değil ama. dersler tırt. konular gerçek hayattan kopuktu. ama üniversite bilgiyi öğrenmekle ilgili değil. bilgiye nasıl ulaşacağınızı öğrenmekle alakalı. düşünme şeklinizi yoğurup analitik düşünce şekli kazandırmakla ilgili. hiçkimse gerçek hayatta integral limit falan hesaplamaz. zaten bunu yapan programlar var artık telefonlarda. ama önemli olan bu değil. matematik temelli düşünmeyi yerleştiriyor insan beynine... üniversite herşeyi sorgulamakla ilgili birşey. birisi birşey söylediğinde "şşşttt hopppp" o öyle değil diyebilmekle, bilmediğiniz konuyu hızlıca (üniversite okuayanlardan hızlı) araltırıp öğrenip cevap vermekle ilgili. üniversite sayfalar dolusu kitabın sayfalarına göz gezdirip sekiz on yerde geçen size lazım olan bilgiyi alıp gerisini sonraya bırakmakla ilgili.

Benim için üniversite yararlı oldu. çalıştım, masam oldu, camlı plazalarda odam oldu.... yurtdışı kapılarını açtı.... sonunda kendi şirketimi açtım. her konuyu öğrenebileceğime olan inancımı üniversite vermişti. korkacak birşey yoktu. her konuda o işi senelerce yapan insanlar kadar başarılı olabileceğimi biliyordum. oldum da... çoğu zaman "kırk senedir bu işi yapıyoruz sen daha mı iyi bileceksin" diyenlerin yüzlerine tokat gibi hesap, kitap, rakamları çarpıp "bak demek ki bilmiyormuşsun" deme mertebesine eriştim. bu iyi birşey aslında, biraz düşünürseniz farkedersiniz...

yirmi sene kadar önce işler kötü gitmeye başladı. akıl yerini başka şekllerde iş yapmaya başladı. müşterim olan bankalar, vakıflar, kurumlar birer birer elden gitti. çalışmayan sistemler, bakım antlaşması adı altında sömüren firmalar, bilgisayarlara önce virüs bulaştırıp sonra temizleme parası alanlar.... hey.... benim şirkette şöförlük yapan arkadaş kendine firma açıp milleti tokatlamaya başladığında bana telefon edenler bile oldu...

Bugün mü.... bu kadar üniversite olmaz... bu kadar üniversitede öğrenci okutacak eğitim kadrosu olmaz.... olamaz... zaten yurtdışında yerleşik paralı üniversiteler var. online gidip master yapıyorsun. biraz kurcalarsan ders çalışmana falan da gerek olmadığını, bu diplomaların satılık olduğunu görürsünüz.... biraz kasarsanız size bunu teklif ederler zaten....

bugün gençlerin ilgisinin olduğu bir konu bulmalarının ve o konuda krustu şutdu buydu gibi şekillerde kendilerini geliştirmelerinin daha verimli olacağını düşünüyorum. bir kağıt parçasıdır diploma. olsa iyi olur. ama güzel sanatlar diploması alıp yazılımcı, finans uzmanı da olunabilir. kimse böyle şeylere bakmıyor. ukala insan kaynakları çalışanları vardır, onlar hariç. kurtuluş yolunun biryerde çalışmaktan geçtiğine inanmıyorum artık. hayatını didinerek geçirip başkasına para kazandırıp ömrünü tüketeceksin. hele bu devirde bir araba bile alamayacaksın. bak "bile" diyorum, çünkü araba bir lüks değildir. bir ulaşım aracıdır. olması gerekir, nokta.... insanlık standardı bunu gerektirir..

yaşı genç arkadaşların işi çok zor... araştırma yapsan herşey ateş pahası. elektronik devre tasarlasan çinde 5 dolar şey burada 200 lira... şirketleşmek bir baş belası.... şirketi kapatmak daha bir ızdırap... her köşe başı tutulmuş, önünden geçeni soymaya çalışan insanlar bekliyor.

tek tavsiyem parayı takip edin. para neredeyse oraya gidin. kariyer, kartvizitler, takım elbiseler, anlatılacak havalı hikayeler... hiç önemli değil. cebinizdeki para size özgürlük ve mutluluk getirir. evet para mutluluk getirir. ben de bir söz alıntılayayım.... para mutluluk getirir çünkü istediğinizi yapabilmenize ve bunu yapacak zamanı yaratabilmenize olanak sağlar...

yukarıda bahsigeçen üniversite bir işe yaramaz diye düşünen arkadaş hem hoşlandığı hem de ilerleyebileceği bir konu bulur ve o konuda çalışmaya başlarsa herkesi geçer gider... hiçbirimiz de ona "bak okumadı ve hiçbirşey yapamadı" diyemeyiz.

Etrafınıza bakın... televizyona bakın.... "birşeyler yapmış insanların hepsi ya aileden zengin yada uyduruk eğitimleri var".

coğrafya kaderindir...