Yıllarım geçti onun yolunda, son nefesime kadar da yolundayım inşallah. Nice sıkıntılara denk geldik. Bilhassa şehadet şerbetini içmesinden sonraki süreçte camia içindeki çalkantılar onun çizdiği çizgiye daha da zarar verdi. 2014'ten itibaren partinin eksenini tamamen fetöye çevirenler yüzünden çok bölünmeler yaşandı. Bizleri de kopardılar ocaklardan.
Muhsin Reis, elbet bir gün toprak olacaktı, 2009, 2019, 2029, hangi yıl olursa olsun, hangi yıl ölürse ölsün... Gönül isterdi ki hep yaşasın. Ama ölüm hak ve muhakkak bir gerçek. Hangi tarihte olduğundan daha önemlisi onun fikrinin, davasının, aksiyonunun, mücadelesinin yaşaması ve yaşatılmasıydı. Onu başaramadık, yapamadık, yaptırmadılar. Biz birbirimize düştükçe, bizim bize ettiğimizi düşman bize etmez oldu. Bir ölür bin diriliriz naraları atardık da bir ölümüzü yaşatmayı başaramadık. Oysa Reis her zaman derdi, dava adamı her türlü rizikoyu göğüsleyecek diye. Kendi öz muhasebemi yapıyorum. Reis'in bu emrine itaat edebiliyor muyum? Ne pis dünyaymış... Görüyorum ki Muhsin'i ben içimde öldürüyorum. Duvarımda yıllardır asılı resmini indirmek zorunda kaldım. Her akşam karşılıklı bakışır dertleşirdik, artık yüzüne bakacak yüzüm kalmadı. Bugün yaşasa ve bizi bu halde pes etmiş görse eminim onca işkencede dökmediği göz yaşını tek hamlede dökerdi...
Seni çok seviyorum Reis. Kusurlu, kabahatli, yaramazlık yapmış bir çocuk gibi gör bizi. Baba şefkatiyle yaklaş. Cennette (inşallah) güler yüzünden mahrum etme bizi gül yüzlü...