Söylediklerinin hepsi doğru. Bu ülke insanı görmediği hizmeti takdir etmez. Ve toplumun ezici çoğunluğu bir çok dolaylı hizmeti görebilecek eğitime bilince zekaya sahip değil. Öyle olunca da politikcılar popülist politikalar izlerler elbette. Ama bu sürdürülebilir değil. Ve bugün birileri acı reçeteyi vatandaşa kesmeye kalktığında bedelini ödeyecek koltuğu kaybedecek. Politikacıların işi vatandaş borçlanırken onların borçlarını ödeyebilecekleri ekonomik sistemi devam ettirmek ve geliştirmek. Bu ülkenin cahil insanları neden bu topraklarda tek adam rejimi olmaması gerektiğini tecrübe ediyorlar. Bu ülkenin insanları neden güçler ayrılığına gerek olduğunu tecrübe ediyorlar. Ama maalesef neyi tecrübe ettiklerinin bile farkında değiller.
Ne yazık ki

. Ne Osmanlı zamanında ne de mevcut Türkiye zamanında önemsediğimiz şey fikir özgürlüğü değil, kendi fikirlerimizin özgürlüğü, aldığı destek ve mutlak doğruluğu oldu. Her hangi bir konuda kısıtlayıcı - engelleyici bir uygulama çıktığında kriterimiz uygulamanın doğruluğundan, yanlışlığından ziyade bana ve benim gibilere etkisi ne düşüncesi. Yani kullanmadığım, ihtiyacım olmayan bir şeyin engellenmesi benim için sorun değil düşüncesi.
Biz küçüklükten itibaren kendi doğrularımızdan, yanlışlarımızdan, sorumluluklarımız ve isteklerimizden çok başkalarının doğru, yanlışları, sorumlulukları ve istekleri çerçevesinde yaşıyoruz ne yazık ki. Şunu yapmalısın, edemezsin, istersen yaparsın - zeki ama çalışmıyor, yapamazsın sen. Şunu yapmış - yapamamış, bak onu kazanmış, şundan almış. Bu düşünce tarzı ile insan türünün genetik olarak bilinçaltımızdaki başkalarına kendini kanıtlama durumu ciddi bir komplekse dönüşüyor. ( Başkalarına emri vaki tavsiyeler, öğütler verirken nasıl büyük bir sorumluluk aldığımızın da farkında değiliz veya umursamıyoruz )
Bu yaşadığımız sorunların veya bizim gibi sorun yaşayan toplumların gerçekten etkili, faydalı destek ve yardım alabilmesini engelleyen uluslararası acı gerçekte ne yazık ki popüler tabir ile ulusal çıkarlar veya çoğunluğun çıkarı kavramı. Mevcut sosyolojik, felsefi sorunlar basit kolay bir şekilde çözülebilecek şeyler değil dünya çapında fakat çözülmesini en çok zorlaştıran en büyük global yanlış yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığı teorisinde. Yargıya her anlamda bağımlı olmayan yasama ve yürütme ne kadar yargıya tabi olabilir. Bilmiyorum fazla mı hayalperestim fakat Abd'nin veya Fransa'nın veya İngiltere'nin veya Almanya'nın en güçlü ve en yetkili makamı, kişisi Baş Yargıç değilken, Devletlerin tüm sistemlerinin en güçlü merkezi Yasama ve Yürütmeyken, Yargı Abd veya İngiltere'de veya farklı bir ülkede nasıl bağımsız yada Hukukun üstünlüğü denilebiliyor anlayamıyorum.