digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bu bir tercih.
Özal döneminden beri yüksek cari açık ve borçla büyümeyi hedefleyen bir devlet varken vatandaş neden tasarruf yapsın?
Bu devlet bir kredi kartından nakit çekip diğer kredi kartının borcunu kapatmaya kalkan batık bir vatandaş gibi.

Bu durumda olmamızın nedeni vatandaşın yüksek borçlanması kazandığından yüksek hayat standardı yaşamk istemesi değil.
Bu durumda olmamızın nedeni düşük faizli kredi pompalayarak vatandaşı tüketime yönelterek ekonomiyi büyütmeye kalkanlardır.

Oysa yapılması gereken ihracata yönelik gerçek projelere, ülkeye döviz sokacak gerçek projelere ucuz kredi, faizsiz kredi hatta sübvanse vermekti.
Ne yapıldı? Ev alacaklara araba alacaklara düşük faiz verildi.
Düşük katma değerli beton projelere büyük paralar alınıp yatırıldı.
Yani para düşük katma değer üreten sektörlere aktarıldı bilinçli bir tercihle.
İnşaat ile büyüme politikası uygulayanların bir gün beton duvara toslayacağı kesindi.
Burada suçlu vatandaşın borçla tüketmesi değil kaynakları betona yönlendiren zihniyettir.

Siyaset din diyanet laiklik türban vesaire değil ülkenin kaynaklarının hangi öncelikle harcanacağına karar vermektir.
Ülkenin kaynakları senelerdir müteahhitler üzerinden hortumlanıyor.
10 sene boyunca ülkeye giren sıcak para, ucuz para müteahhitler üzerinden hortumlanıldı.
Ve bugün o para düşük katma değerli üretime harcandığı için bugün fakirleşmek zorundayız.

Yani bu zaten borçlu bir ailenin düşük faizle 30 bin liralık kredi bulup kullanması gibi.

Bizim toplumsal yapımız gibi çocuk kafalı bir aile varsa bu para ile banyoyu yaptırır, mutfağı yaptırır, yeni eşyalar alır gelen komşulara hava atar.
Biz 10 sene bunu yaşadık. 1000 odalı saray yaptırdık, Cumhurbaşkanına 10 tane uçak aldık, düşük ihtiyaç olmasına rağmen istanbul - izmir arasına köprü ve otoyol yaptık.

Oysa aklı başında bir aile bu 30 bin liranın 10 bin lirasına bir dikiş makinesi alır, 10 bin lirasına ev hanımına tasarım ve biçki dikiş kursu aldırır, kalan 10 bin liraya da kumaş malzeme alıp evde tekstil üretimi yapıp satarak 1 senede kredinin maliyetini çıkarıp 2. sene kara geçebilirdi.
Biz de alınan ucuz kredileri aynı savunma sanayinde olduğu gibi devlet destekli ve devlet ortaklı yüksek katma değerli teknoloji projelerine yatırıp para kazanabilirdik. Mesela biz küçük şehirlere dandik havaalanları yapmak, ülkeye ekonomik katkısı kısıtlı bölgelere beton yatırımları yapmak, 3. havaalanı yapacağım, 3. köprü yapacağım diye diretmek yerine bir mikroişlemci döküm fabrikası kursaydık bu çip krizinde bütün yatırım maliyetini çıkarırdık şimdiden.

Senelerdir bu ülkeyi yönetenler 3 liralık ihaleleri 10 liraya verip, bir de dolar bazında müşteri garantisi veriyorlar. Ve aradaki fiyat farkının kimin cebine gittiğine ilişkin şüphelerim var.
Yani katma değerli üretimi yükselterek büyüdüğünüzde, tüketimi körükleyecek adımlara ihtiyaç olmaz o zaman da 400 dolar geliri olan adamın 2 bin dolarlık borç altına sokup tüketimle büyümeye gerek kalmaz.
Türkiye'de gerek Türkiyeli tüketiciye gerek yabancı tüketiciye konut katma değerinde satılabilecek, 20-25 yıl boyunca değerini koruyabilecek, bir kişiye birden fazla satabileceğimiz, maksimum oranda kendi kaynak ve tecrübelerimiz ile kısa sürede yapıp satabileceğimiz bir alternatif ne yazık ki yok. Her ne kadar katma değer deyince aklımıza elektronik, dijital, endüstriyel gelişmiş ürün ve çözümler gelse de katma değer denen kavram esasında satış fiyatı - maliyet denkleminde en çok kazandıran şey ne kadar ilkel veya analog olsa bile yüksek katma değerli olarak sayılır.

İşte burada felsefi ve psikolojik - sosyolojik etmenler devreye giriyor. Özgür Demirtaş'ın son dönemdeki popülist klişe tavırlarından ve söylemlerinden hoşlanmasam da geçmişte çok güzel sevdiğim bir söylemi vardı. Bir çocuğa brokoli mi şeker mi diye soracak olursanız hiç bir zaman brokoli cevabını alamazsınız diyordu. Youtube'da, gündelik hayatta insanlar teknik, dijital gelişmiş üretim unsurlarını takip etmekten, izlemekten üretmekten hoşlandılarda da politika veya çeşitli sermaye grupları mı bunu engelledi hocam? Tüketime dayalı ekonominin teşviki, finansmanı toplumu rahatsız ve mutsuz etti de devlet veya politikacılar halka rağmen mi bunu teşvik etti hocam? Memlekette yazın elektrik alt yapısı için inşaat çalışması oldu. 20 yaşından, 75 yaşına kadar köyün %70'i çay eşliğinde sohbet - muhabbet 2 saate yakın keyfi izledi insanlar. Memlekette Sivas bu arada.

Bunlar dijital ve teknolojik ihracata yapılan teşvikler:

https://medium.com/mali-m%C3%BC%C5%9...u-968f65624727

https://medium.com/t%C3%BCrkiye/hi%C...1-ba7c5afe3cc0

https://medium.com/mali-m%C3%BC%C5%9...r-c6d4d408f7c3

Fakat politikacılar bu imtiyazlar dışında kredi finansmanını da sadece bu sektörlerle kısıtlarsa alt ve orta tabakadaki insanların %95'inden hiçbir parti oy alamaz. Çünkü sizin veya benim veya bir başkasının yazılım şirketinin kazanacağı milyonlarca doların dolaylı olumlu etkisi dışında sıradan bir insana etkisi satın aldığı pahalı her hangi bir ürün veya hizmet kadar olmaz.

https://www.indyturk.com/node/280506...3%BCn-dostu-ve

https://www.indyturk.com/node/307611...i-yabanc%C4%B1

Bunlarda Türkiye'deki yabancı yatırımlar ve yatırımcılar ile ilgili haberler. Bu yatırımcıların yatırım yapıp yapamayacağını referandum ile topluma sorsak bir kesime körfez ülkelerini, bir kesime de batı ülkelerini kabul ettiremeyiz. Amacım politikacıları veya partileri korumak, savunmak, övmek değil bu arada.