İhracatın sebep olduğu ithalat, nitelikli yatırım ile iyi kazanan insanların sebep olduğu ithalata göre hafif kalıyor ne yazık ki. Bu ne yazık ki piyasa tarafından denendi ve kötü sonuçları görüldü. Yani bizde alım gücü ve hayat kalitesi yükseldikçe kişi başına düşen borç astronomik bir şekilde artıyor, ve ne yazık ki ihracat rakamları da ithalat rakamlarının artışının yanında ciddi oranda geri kalıyor. Yani daha fazla kazandıkça kaliteli ürün, hizmet ve yaşam tarzı bakımından, iş verimliliği bakımından kendimize ve birbirimize daha fazla zarar veriyoruz.
https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%B...C5%9F_ticareti https://www.dogrulukpayi.com/iddia-k...acik-vermistir
Yani 10 milyar dolarlık yatırım ile uzun vadede fayda sağlayacak yüksek katma değerli bir yatırım yaptığınızda veya normal şartlarda vasıfsız olan insanlara vasıf kazandırdığınızda o insanların artan vasıfları kazandığının yanında daha fazla borca sebep oluyor. Hem kendisi için hem merkez bankası bütçesi için.
Pandeminin kötü ve yaygın olduğu dönemlerde turistlere tanınan ayrıcalıkları para lazım diye yorumladık fakat mesele para değil döviz ihtiyacı. Hazine TL'yi kendisi basabiliyor fakat dövizi aynı şekilde elde etme imkanı yok. Meseleyi tek başına telefon - bilgisayar maliyeti ile düşünmemek gerek.
Bir kişinin hem döviz hem TL bazında ekonomik gücünün artışı giydiğinden, yediğine, içtiğine, düğünden, tatiline, yurt dışı seyahatinden, kullandığı araca kadar etki ediyor. Yani bugün ayda 400 dolar değerinde TL kazancı olan biri. 2000 dolar değerinde TL kazandığında normal insani beklentilerle 200 dolarlık telefon değilde 500 dolarlık telefon, 5-6 dolarlık kıyafetler değilde 10-15 dolarlık kıyafetler, sürekli çay değilde 5-10 dolarlık ithal kahve ürünleri, 300 dolarlık bilgisayar değilde 1000 dolarlık bilgisayar almak isteyecektir.
Normal şartlarda senede 3-5 gün günübirlik denize gidiyorsa yılbaşı, kış, yaz tatilerini de aynı şekilde daha fazla döviz kaybına sebep olacak şekilde yapmak isteyecektir. Bu yanlış veya ayıp değildir fakat matematiksel olarak 2000 dolar değerinde TL kazanıyor olman, senin 2000 dolar değerinde ihracat yapmanı gerektirmediği için haliyle 2000 dolar değerinde TL kazanırken de 150 - 200 bin dolarlara varacak şekilde borçlanabileceğin için istemsiz çöküş başlıyor illa kendisi için olmasa da kalabalık halde toplum bütçesi için hemen olmasa da uzun vadede yaşadığımız gibi.
Bayram tatillerini birleştirebilen kaç alt ekonomik gruptan insan gördünüz, kaç orta ve üst ekonomik gruptan insan gördünüz?
Yılbaşında güzel eğlence ve tatil merkezlerine gidebilen kaç alt ekonomik gruptan insan var? Kaç orta ve üst ekonomik gruptan insan var?
Alt kesim hafta da kaç gün ve kaç saat çalışıyor? Orta kesim haftada kaç gün ve kaç saat çalışıyor?
Alt kesimlinin çalışacağı işi elde edebilmesinde ne kadarlık bir eğitim, zaman ve para harcaması gerekiyor, Orta ve üst ekonomik gruptan insanın ne kadar gerekiyor?
Alt kesimden birinin çocuğu kaç yılda aktif iş hayatına katılıyor kendisine ve ailesine TL veya Döviz bazında ne kadar kazandırıyor, ne kadar kaybettiriyor.
Kazandığı ve harcadığı döviz tutarında işletmesine aynı dövizi kazandıran insanlar aynı dövizi kazanmaya gerek burada gerek farklı ülkelerde elde etmeye devam edecekler. Fakat gerek kendisinin gerek ailesinin ticari, gerek akademik konumu ile aynı döviz tutarında doğrudan bir kazanım sağlamadığı halde harcama yapan insanlara piyasa diyor ki " ya biz seni niye finanse ediyoruz pardon? ".
Bunu eski bir gri yakalı olarak söylüyorum bu arada. Alt kesimde yapılan yanlışlar, hatalar, verimsizlikler yok mu elbetteki ciddi şekilde var. Fakat düşük maliyet ve yüksek nüfus ile kazanım, kayıptan daha fazla ne yazık ki hem bütçe için hem sermaye için. Yıllardır Koç ve Sabancı gibi holdinglere kızardım. En büyük yatırımları fasonculuğa yaptıkları için. Meslek lisesi memleket meselesi biz ara eleman ülkesiyiz gibi şeyler için. Meğersem rasyonel tespit ve gözlemlere dayanıyormuş bu bakış açısı. Yani kötüleme veya manipülasyon amaçlı bir tavır, tutum değil acı gerçekler.
Bu bir tercih.
Özal döneminden beri yüksek cari açık ve borçla büyümeyi hedefleyen bir devlet varken vatandaş neden tasarruf yapsın?
Bu devlet bir kredi kartından nakit çekip diğer kredi kartının borcunu kapatmaya kalkan batık bir vatandaş gibi.
Bu durumda olmamızın nedeni vatandaşın yüksek borçlanması kazandığından yüksek hayat standardı yaşamk istemesi değil.
Bu durumda olmamızın nedeni düşük faizli kredi pompalayarak vatandaşı tüketime yönelterek ekonomiyi büyütmeye kalkanlardır.
Oysa yapılması gereken ihracata yönelik gerçek projelere, ülkeye döviz sokacak gerçek projelere ucuz kredi, faizsiz kredi hatta sübvanse vermekti.
Ne yapıldı? Ev alacaklara araba alacaklara düşük faiz verildi.
Düşük katma değerli beton projelere büyük paralar alınıp yatırıldı.
Yani para düşük katma değer üreten sektörlere aktarıldı bilinçli bir tercihle.
İnşaat ile büyüme politikası uygulayanların bir gün beton duvara toslayacağı kesindi.
Burada suçlu vatandaşın borçla tüketmesi değil kaynakları betona yönlendiren zihniyettir.
Siyaset din diyanet laiklik türban vesaire değil ülkenin kaynaklarının hangi öncelikle harcanacağına karar vermektir.
Ülkenin kaynakları senelerdir müteahhitler üzerinden hortumlanıyor.
10 sene boyunca ülkeye giren sıcak para, ucuz para müteahhitler üzerinden hortumlanıldı.
Ve bugün o para düşük katma değerli üretime harcandığı için bugün fakirleşmek zorundayız.
Yani bu zaten borçlu bir ailenin düşük faizle 30 bin liralık kredi bulup kullanması gibi.
Bizim toplumsal yapımız gibi çocuk kafalı bir aile varsa bu para ile banyoyu yaptırır, mutfağı yaptırır, yeni eşyalar alır gelen komşulara hava atar.
Biz 10 sene bunu yaşadık. 1000 odalı saray yaptırdık, Cumhurbaşkanına 10 tane uçak aldık, düşük ihtiyaç olmasına rağmen istanbul - izmir arasına köprü ve otoyol yaptık.
Oysa aklı başında bir aile bu 30 bin liranın 10 bin lirasına bir dikiş makinesi alır, 10 bin lirasına ev hanımına tasarım ve biçki dikiş kursu aldırır, kalan 10 bin liraya da kumaş malzeme alıp evde tekstil üretimi yapıp satarak 1 senede kredinin maliyetini çıkarıp 2. sene kara geçebilirdi.
Biz de alınan ucuz kredileri aynı savunma sanayinde olduğu gibi devlet destekli ve devlet ortaklı yüksek katma değerli teknoloji projelerine yatırıp para kazanabilirdik. Mesela biz küçük şehirlere dandik havaalanları yapmak, ülkeye ekonomik katkısı kısıtlı bölgelere beton yatırımları yapmak, 3. havaalanı yapacağım, 3. köprü yapacağım diye diretmek yerine bir mikroişlemci döküm fabrikası kursaydık bu çip krizinde bütün yatırım maliyetini çıkarırdık şimdiden.
Senelerdir bu ülkeyi yönetenler 3 liralık ihaleleri 10 liraya verip, bir de dolar bazında müşteri garantisi veriyorlar. Ve aradaki fiyat farkının kimin cebine gittiğine ilişkin şüphelerim var.
Yani katma değerli üretimi yükselterek büyüdüğünüzde, tüketimi körükleyecek adımlara ihtiyaç olmaz o zaman da 400 dolar geliri olan adamın 2 bin dolarlık borç altına sokup tüketimle büyümeye gerek kalmaz.