pcbagimlisi adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Ortalama bir Belediye Başkanı Maaşı 10-15 bin TL.

Ortalam Belediye Meclis Üyesi Maaşı en fazla 300-400 TL.

Milletvekili Maaşı 20-25 bin TL.

Bugün 25-26 yaşında, 3-5 yıllık sektörel tecrübeye sahip yazılım geliştirme ile meşgul olan tanıdıklarım 10 bin TL ve üstünü kazanabiliyor maaş ile. ( Yine bilgisayar mühendisliği olup ekonominin mevcut durumu ve kendi pazarlama - mesleki eksiklikleri ile 3-5 aydır işsiz olan arkadaşımda var tabi )

Bugün iş aramaya başlasam 2 aydan önce bulamayacağım büyük ihtimal. Fakat dünyadaki 7 küsür milyar insan içerisinden büyük çoğunluk gibi bende sıradan değersiz bir metalim. 7 milyar insana altın refahı, değeri kazandıramayız. Tek yapabileceğim sabır ve emek ile kendimi altına dönüştürmeye çalışıp dünyanın neresinde olursam olayım "altın" değerinde kazanmak, yaşamak olur.

Türkiye'de yaklaşık 350 - 400 bin müteahhit var kayıtlara göre.

Köyden, şehirlere göç zorla olmadı. Köye gidiyorum şehirde denk gelmediğim dedikoduyu işitiyorum. Okuluma aşık olduğum dönemler sonrasında nefret etmeye başlayınca tüm sınıfı, okulu, eğitim sistemini değiştiremeyeceğimi üstüne üstlük kendimi de değiştiremediğimi anlayınca bırakmak istediğimde yine kendi hayatındaki büyük problemleri çözemeyen insanlar bana akıl vermeye başlıyorlar.

Benim gibi sıradan asgari ücretle çalışacak biri için 10-15 bin TL, 20-25 bin TL bunlar ciddi rakamlar gibi geliyor. Fakat özel sektörde kıdemli bir çalışanın veya orta üstü bir hissedar, patron, yöneticinin maaşı veya geliri bu tutarların üzerinde. Politikacılar devlet memuru mu? Kahramanlık, kurtarıcılık yapması gereken "süper insanlar" mı? Eğer beklenti devlet memurluğu ise biri gelsin bizi kurtarsın düşüncesinden vazgeçilmeli. Eğer beklenen "kurtarıcılık, kahramanlık" ise özel sektörde ekonomi - finans departmanlarında bile 50 bin TL ve üstü teklif edilecek işler için gel 15-20 bin'e yap demek yerine 500 bin lira aylık maaş sana demek zorundayız.

Hata konusuna gelince. 20 senedir, Türkiye siyasetinin önemli isimleri bütün partilerde aynı. İş hayatında, gündelik hayatta yakınlarımızın, sevdiklerimin, iş arkadaşlarımızın hatalarında "yanlış" yapıyorsun, doğru yap demekten çekinmiyorken aynı durum siyasette yaşanınca benim partim, benim desteklediğim "yanlış" yapmaz. Yanlış başkasında mantığına kızıyorum ben. Büyük ihtimal seneye seçim olacak. Fakat toplum olarak yine benim ideolojimden olan hata yapmaz, veya desteklediğim aynı ideolojiden olduğum insanın yanlışı, hatası - yanlış / hata değildir mantığı ile davranmaya devam edeceğiz.

Asgari ücretle işe girerken insanlar referans istiyor. Bakın özel sektörde bile. Çalıştığım iş yerine tecrübe vb. şeyler ile alınmadım büyük miktarda. Referans aracılığı ile bilgisayardan anlar onun dışında "dürüst ve saftır" düşüncesi ile alındım. Belirli bir süre geçti başlangıçta iş hevesim, ilgim iyiydi fakat işten çok kazandığım maaşla neler alarak kendimi mutlu etmeliyim bu şekilde şeyler düşünmeye başladım. Bir zaman sonra işte çok daha ciddi ilerlemem, geliştirmem gerekirken kendimi ben milim, milim ilerliyordum.

Kafamın doluluğuna rağmen iş yerindeki patronumun ve beni yönlendiren tecrübeli insanların eleştirileri, uyarılarının yanında kendini suçlama, kendini kötü görme bizim için önemli olan bu işletmede gereken şey senin "performansın veya başarından ziyade" güvenilirliğin ve dürüstlüğün cümlesi hem benim için hem ülkemiz şartları için çok acıklı bir durum. Biz safi kötü, başarısız, kafası çalışmayan bir toplum değiliz. Her şeyimiz o kadar da para değil. Fakat büyük oranda maddi zevkler ve birbirimize, kendimize kendimizi kanıtlamaya çalışma hırsı ile birlikte transistör gibi sürekli değişmemiz bize çok zarar veriyor. Benim sana verebileceğim bu kendini geliştir, ekstra bir şeyler yap düşüncesi ile olmaz.

Kendi akrabalarımdan, çevremde farklı farklı memleketten insanlara kadar. Hem gereğinden fazla iyilik meleği olmaya çalışıp hem de kurnazlık ile benden çıksın sorumluluk - iş kime kalırsa kalsın mantığı ile kendi içimizde güvensizlik yaşarken elin yabancı yatırımcısı neden bize güvensin?

Patron/Hissedar ve Çalışan insanlar olarakta bir şeyin farkına varmamız lazım.

Çalışana haftalık veya aylık iş yoğunluğuna göre düzenli olarak bir miktar fark vermezsen müşteri kaprisi, iş yoğunluğunun artışı çalışanı bir zamandan sonra demotive eder. Orta şeker iş olduğunda da aynı kazanıyorum, çok iş olduğunda da aynı kazanıyorsam ben neden sürekli iş yoğunluğu olsun isteyeyim?

Çalışanlar olarakta maaş ve iş anlaşması yaparken zaman - para metodu ile çalışmak yerine ücret - para denklemi ile anlaşmamız hem bizim için hem işveren için çok daha akıllıca olur. İşyerinde o kadar insan iş yok oturuyorsun ( ki iş olmadığında oturabilmek içinde işverenin yine vicdanlı olması gerekiyor düşünün o bile bir lüks, aynı işverenin çalışanda performanstan ziyade güvenilirlik bulmaya çalışması gibi.

1 hafta, 1 ay işler kesat oluyor. Patron üzülüyor, sinirleniyor. İşçi için zaman açısından değişen bir şey yok. Ücreti iş karşılığında değil mesai saati karşılığında. İşler çok yoğun oluyor bu sefer patronun keyfi yerine geliyor işçilere manevi veya maddi ekstra vermezse bu sefer işçiler bir zaman sonra sinirleniyor. Mesai ücretsiz ek mesailer veya cüzi rakamlarla ek mesailer, resmi tatillerde çalışmalar. Fazla yoğunlukta gerekirse bayram tatilinde bile çalışmalar.

Tabi bana merak etme bizim için önemli olan güvenilirliğin diyen insanların, günlük hayatta arkadaşlarımın, okuldaki - akrabalar arasında o insanların söyledikleri ile gerçekleştirdikleri tutarsızlıkların farkındayım, aynı kendi tutarsızlıklarım gibi. Biri bana kızabilirken, biri bana bir şey söylerken benim kendime verdiğim bakım, giyim değerinin yanında kazancımın, fiziksel aykırılığımın içerisinde söylüyordu. Yani hata, yanlış yaptığımda utanmam, mahçup olmam ne kadar doğruysa bana hatam dışında da tepki gösterdiklerinde bağırmaya başladığımda insanlar tamam ya moduna giriyorlar.

Şu söylediklerimi forumdan iş saygınlığı, iş başarısı ve haliyle ticari - gelir geçmişi çok daha yüksek biri yazdığında emin olun gösterdiği etki bambaşka olacaktır. Bilgisayar ile tanışıklığım çok küçüklükten geliyor fakat yazılım ile ortaokuldaki 1-2 html denemeleri dışında meslek lisesinde tanıştım. Benim dışında 20 kişilik sınıfın 17'si yazılıma, bilgisayara küfrederek okula gelirken. Haliyle sevmedikleri, her gün küfür ettikleri derslerse onların isteksizliklerinin çok büyük oranda katkısı ile 2-3 yıllık süreçte Html-Php ve C# gibi diller ile yaptığımız en büyük projeler 3-5 sayfa table'lar ile oluşturulmuş sayfalar ve C# ile yazmaya çalıştığımız hesap makinesiydi.

Sıkıldım artık. Boşanmak yerine her gün kavga eden evli komşulardan, bir gün işinden hayatından memnun olduğunu söyleyip ertesi gün memnun olmadığını söyleyip bunu çözmek veya bitirmek için bir şey yapmayanlardan. Hayat zor, geçinemiyoruz diyip bu konularda kendine somut katkı veya tasarrufa sebep olacak şeyler yerine işten gelip dizi, siyaset programları izleyen insanlardan. Maddi olarak kendini yeteri kadar güvenceye almadan evlenip çocuk yapıp sonra maddi sorunlar yaşamasına rağmen maddi sorun yaşamayan birikim yapmış bekar çalışan insanları evde kalmış diye aşağı görenlerden. 35-40 yaşında olup evde kaldığı için farklı bakılan ama kenarda en az 200-250 bin TL birikimi olan insan, kredi kartına - bankalara borcu olan evli insanların nasihatlarını işitiyor veya istemsiz bekar kendi mesleğini, maddi bağımsızlığını eline alamamış yaşıtım gençler insanlara sol veya sağ ideolojierinden - yaşam tarzlarından ötürü bilmişlik taslıyor

Kendimizi değiştiremiyoruz gündelik hayatta, öfke ve sinirle ettiğimiz sitem ile kimseyi de değiştiremeyeceğimizi biliyoruz derdimiz sitem etmek, kendimizi rahatlatmak ne yazık ki.
Kişiler tek başlarına hiç bir şeyi değiştiremezler.
İnsanlar kendilerinden daha güçlü kurum ve organizasyonlar karşı haklarını ancak organize olarak toplu mücadele ile savunabilirler.

Şu konuda sana katılıyorum.
Bu ülke insanının örgütlü mücadele iradesi uzun süreli baskıcı bir yapı ile sindirilmiş.
İnsanlar forumlarda şikayet ediyorlar, bir birleri ile şikayetlerini paylaşıyorlar.
Ama hadi bir eylem yapalım 500 bin memnun olmayan adam sokağa insin dediğinde kimseyi bulamazsın.
Bu ülkede şikayet edenlerin siyasi mücadeleden anladığı siyasilere forumlarda twitterda 3 satır laf sokmak.
Ama hiç bir şey yapmamaktan da iyidir şikayet etmek.
İnsanlar mutsuz olduklarını ifade etmezlerse hiç bir şey değişmez.

Ama insanlar aç kaldıkça işsiz kaldıkça sesleri yükselecek ve baskı maskı dinlemeyecekler.
Çocuğuna süt alamayan, evine ayçiçek yağı alamayan insanları Silivri ile korkutabilecek bir iktidar dünyada yok.
Yani Cübbeli Ahmet'in bir sözü var. Cemaatten para alıyor musunuz diye sorulduğunda, para istesek adam camiyi bırakır diyor.
Aynen öyledir. Temelini bilimden değil dinden alan politikalar uygulanması sadece ekonomiye değil dine de zarar verecek bunu insanlar görecekler.
Bugün bu temelini dinden alan ekonomi politikalarından zarar gören Z kuşağının din ile bağlantısı giderek zayıflayacak.

Yani senin mantığına göre mükemmel olmayan bir insan diğer insanları veya durumları yargılayamaz.
Oysa o iş öyle değil. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek için veya mutsuz olduğunu ifade etmek için mükemmel olmak gerekmez.
Yani bir takım 5 basit gol kaçırıp sonra hakemin vermediği penaltıdan şikayet edebilir.
Çünkü kişinin hata yapması ona karşı yapılan başka hataları sineye çekmesine neden değildir.