ben uğraşıyorum. çözücem de. bu ülkede temel sıkıntı, sistem eksikliği. bunun sebebi de, sistemi kurması için birilerini seçmemiz ve onlardan medet ummamız. bu büyük bir hata.

halk, sistem kurmayı bilmeli. bunun önceliği de, seçtiklerini bilmekten geçer. bu halk kimi seçtiğini ne kadar biliyor? mahallenin muhtarından, ilçenin başkanından, ilinin vekilinden ne kadar haberdarsın? seçtiklerin neler yapıyor, hangi katkıları sağlıyor sana, ne katıyor hayatına, hangi oylamada hangi oyu kullanıyor, neye evet neye hayır diyor senin vekilin olarak, ne kadar haberdarsın? sıfır. ne kadar umrunda? sıfır. ne kadar takip ediyorsun? sıfır.

mesele, burada.

bunun temel sebebi de, insanların daimi olarak oyalandırılması, meşgul ettirilmesi. gündelik içi boş programlar, maçlar, dedikodular, diziler, filmler sahte sahte hikayeler. asıl gerçeklik siyasettir, senin yarının orada saklıdır. futbola, programlara, sahte gündemlere, goygoylara ayıracağın vaktin 3 te 1 ini siyasete, seni yönetene ayırıyor olsaydın bugün bu noktada olmayacaktın. sen, kandırılmayı, oyalanmayı, yok sayılmayı kendin seçtin. çünkü uğraşmak sana hep zor geldi(buradaki 'sen' kavramı halkı tanımlamakta).

haliyle çözülmesi gereken temel konu, halkı siyasetin göbeğine oturtmayı başarmak. ikinci konu, kutuplaşmayı kırıp sadece bireysel olarak kişilere yoğunlaşmak. a partisinden b partisinden diye bakmadan bu adamın geçmişi ne, icraatleri ne, başarıları ne, tahsili ne, vaatleri ne, çalışmaları ne, torpil ve akraba mı yoksa kimseyle ilgisi olmayan liyakatli bir vatandaş mı buna yoğunlaşmak. partizanlıklar toplumları geriye götürür, herkesi sorgulamak, denetlemek ise ileri. denetleme mekanizması halkın kendisidir. halk bunu yapmazsa gözünün önünde tüm kurumlarının içi boşaltılır, ordusunun başındakilere kumpaslar kurulur, her yeri çökertilir. halk uyandığında da iş işten geçer. halk, ilk yanlışta tepki koymayı bilecek bunun başka yolu yordamı yok.

yani kural 1. siyaseti denetleyecek, seçtiklerinin kim olduğunu herkesin bileceği bir sistem inşa etmen gerekiyor. bunu yapmak için vekil olmana gerek yok, halk olarak bu irade sende var. yeter ki niyetin olsun.

siyasetin ardından toplu bir iş planı oluşturulmak zorunda. ülkede ciddi sayıda işçi enflasyonu var. yani herkes bi yerlerden mezun ancak bunları istihdam ettirecek iş alanları yok. haliyle, düşünmeden hareket ediyor koca bir toplum. bunu önleyebilmen için birkaç seçenek var.

öncelikle, ülkedeki en önemli ders rehberlik eğitimi olmak zorunda. çünkü bu toplumda liseden çıkan çocuk %80-90 ihtimal sudan çıkmış balıktan farksız oluyor. hele ki ailesi çocukla ilgilenmiyorsa, ilgilense de bi şeyler katabilecek bilinç düzeyinde değilse. tamamen şansa kuruyor geleceğini. oysa ciddi bir rehberlik eğitimi, çocuğu gerçekçi, rasyonel bir geleceğe hazırlama durumu onun yarınlarını çok farklı şekillendirecek. hatta artırıyorum, en fazla ders saati rehberliğe ayrılmalı, rehberlik hocaları tam donanımlı olup en yüksek puanlarla üniversite kazanmalı. zeki insanlar, zeki çocuklar yetiştirir. o çocuklar da yarınlarını arşa taşır. yetişenin abd londra hayalleri kurmaz, kalır ülkeni kalkındırır. milliyetçiliği de öğretmemiz lazım bi yandan. bu apayrı bir konu, uzun uzun tartışılır. boğaziçi, koç gibi misyoner okullarının temel hedefi ülkedeki parlak zekaları yurtdışına gönderip başka ülkelere ölene dek hizmet etmelerini sağlamak. hangi ülke evladını, değerini bu halde görmek ister? almanya? israil? zannetmiyorum. maalesef burada tüm bunlar moda.

eğitimi ve geleceğe hazırlama konularını çözdükten sonra(-ki eğitim konusunu çözmek sadece rehberlikle bitmez, herkes öncelikle yeteneği olduğu alan konusunda yetiştirilmeli çocukluktan itibaren uzun konular bunlar girmicem o yüzden) ülkedeki " yatırım " mantığını değiştirmemiz gerekiyor. yatırım diyince koca bir toplumun aklına döviz, altın, araba, ev, arsa geliyor. böyle bir mantık olmaz. yatırım diyince üretenlere destek yani hisse senetleri, startup yatırımı, melek yatırımcı olma gibi konular aklımıza gelmeli. bunun için de ülkede rüştünü ispatlamış, iş modeli geliştirmede uzman başarılı isimlerin ortaya çıkarılıp pr ının yapılması gerekiyor. toplumun yatırım algısı bu tip insanların oluşturacağı inovatif girişimlere kaydırılarak onlara sermayeler kurulmalı ve onların yaratacağı yeni iş alanlarında, genç, parlak beyinlerimiz üretim alanlarında konuşlanmalı. yani üreten olmak zorundayız.

akp nin şehirci politikası onların arkasına bilinç yerleştirerek yaptıkları bi şey olmasa da benim hoşuma gidiyor çünkü dünya devleri tarımı artık insansız hale getirme çabasındayken biz hala köylüyü bitirdik goygoyundayız. köy hayatı, isveçlinin norveçlinin yaşadığı köy hayatı gibi olmadıktan sonra sadece ırgatlık ve gericiliktir bu düzende. bizler, köylülerimizi öyle bir donatmalıyız ki ektikleri tüm tarlalarda kendi ürettiğimiz makinalar harıl harıl çalışmalı. köylülerimiz o makinalar çalışırken önlerindeki bilgisayarlardan aygıtların çalışma grafiklerini, hasarlarını takip eder durumda olmalı. akp nin yarattığı şehirci politika, geçmişte kalmış köy hayatlarını yavaştan söndürüyor, biz de bunu fırsat bilip köy hayatını modernize edecek bir sistem kurmaya odaklanıp üretimi hem ürünleriyle hem üretim makinalarıyla tümüyle yerli hale sokacak plan projeleri geliştirir halde bulunmalıyız.

üretim ve tarımsal kalkınma süreçlerinin teknolojiyle entegre hale gelmesinin yanısıra iş merkezleri kurulmak zorunda. her ile. bunu özel sektör yapmalı. hatta bu ülkede hemen her şeyi özel sektör yapmalı. yapmalı ki, birbirleriyle rekabet ortamına girip halka en uygun koşulları sağlamalı. halkın verdiği vergiler de yalnızca yol, eğitim, sağlık, altyapı gibi konulara akıtılmalı şirketleri büyütme çabalarına değil. tabi bu özel sektörler " serbest piyasa " denilerek halkı sömürecek düzende faaliyet yürütememeli, burada denetim ve kontrol yine devlet kanadında olmalı zira liyakatli yöneticiler halkın refahını, cebini koruyacağı için gereken yerde gereken yaptırımları uygulayıp en uygun koşulların sağlanmasını destekleyecektir. kısaca, şirketlerimizin temel gayesi kazanç değil, halka hizmet olmalı. evet yabancı bir sermayenin derdi senin ülkendeki tüm varlıkları alıp kendine aktarmak olabilir bu yüzden elinden geleni de yapar ama senin kendi toprağından çıkan insan, kendi insanına kazık atma çabasına girmeyecek. eğer bu çabaya giren olursa, öyle bir sistem inşa edilmeli ki tüm halk bu adamları görüp, bilip, tanıyıp bir daha tek bir kuruşunu dahi bunlara kaptırmayacak. bunun da inşası gerek. birbirimizi ne kadar kollarsak o kadar güçlü oluruz.

her ülkede iş merkezleri demiştik orayı biraz detaylandırayım. şimdi bizim temel sorunlarımızdan biri de üniversiteden mezun olan kişinin ne yapacağı hakkında belirsizliği. sağa sola başvurup iş arama çabasına giriyor hepsi. 3 gün sonrası meçhul, 3 yıl sonrası meçhul. her şey flu.

bu fluluğu ortadan kaldıracak bir sistem gerekli. bu, her iki taraf için de faydalı olmalı. bunun faydası şurada olacak. her ile şirketler kurulacak. bu şirketler, üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun öğrencilere fazladan 6 ay kurs verecek. verdikleri kurs sonucunda sertifika alacaklar ve öğrencinin kazancından %1 gelir elde edecekler. ömür boyu mu? evet, ömür boyu. şirketin finans modeli bu olacak. peki ne kursu verecek? o da şöyle.

her güçlü şirket başvuran onlarca, yüzlerce belki binlerce kişi arasından kendisine en faydalı olabilecek kişiyi seçme arayışındadır. bunun için departmanlar kurar, görüşmeler yapar, çalışmalar yürütür. bu büyük bir zaman ve para israfına yol açar aynı zamanda başarı oranı görecelidir çünkü gelen 1000 kişinin tamamını deneme şansları olmaz. belki çok daha faydalı, etkili birisi katılacaktı da sırası gelmeden başkası alındı. işte bu tür yavaşlıkları ortadan kaldırmak için bizim kurduğumuz şirkete gelecekler. iş modellerini, çalışma prensiplerini, personelden taleplerini, hedeflerini, kendi ortamlarının durumunu paylaşacaklar gerekirse bununla ilgili şirkete eğitim planı oluşturacaklar. bu plan çerçevesinde şirket kendi çalışanlarına bu süreci aktaracak.

bu saatten sonra, bu şirkette çalışma arzusunda olan yeni mezun her gencin kapısını çalacağı ilk yer, bizim kurduğumuz şirket olacak. orada önce koşulları sağlayıp sağlamadıkları incelenecek ardından 6 aylık eğitim verilecek ve başarıyla tamamladığı takdirde asıl şirkete gidecek. artık şirketin kapısına gelen kişi hem o şirketin kültürünü, hem beklentilerini, hem çalışma ortamını, hem maaş skalasını, hem yapması gerekenleri 6 aylık bir kurs içinde almış olarak gelecek. şirket de vakitten, nakitten, kısaca hiçbir şeyden kaybetmeden aradığı çalışanına kavuşacak. burada şirket, kendisine gelen şirketlerden para istemeyecek, tek gelir kaynağı iş olanağı yarattığı kişilerin aylık gelirinden %1 pay almak o kadar.

basit bir örnekle açıkladım ama çok daha teşekküllü bir süreç yürütülebilir. bu şirket ülkenin her köşesinde faaliyet gösterip her türlü çalışma ortamı için eleman yetiştirdiği takdirde hem ciddi bir gelir kaynağı oluşturacak, hem öğrenciler için sağlam bir kapı yaratacak hem şirketler için daha güvenilir, başarılı, kendisini iyi kötü ispatlamış çalışanlarla buluşma ortamını sağlayacak. yani, işsizlik sorunlarına da profesyonel bir çözüm yaratılmış olacak. ( işkur bunu yapıyor zaten denilebilir, eğer yapıyorlarsa sen özel sektör olarak faaliyet gösterip onların yaptığının 50 katını 100 katını yapacaksın çünkü ben ne sanal ortamda ne çevremde böyle bir çalışma olduğuna dair bi şey görmedim duymadım. mezun olan herkes deli divane iş arıyor, ne iş olsa yaparım moduna geçiyor bi süre sonra. sen halk olarak öyle girişimler ortaya koyacaksın ki devlete hiçbir şey bırakmayacaksın, bu sorunu da sen çözeceksin. )

kısaca, umut var. uğraşana, her şey var.