Arkadaşlar hepinize iyi sabahlar. Öncelikle bilmenizi isterim ki herhangi bir tartışma ortamı yaratmak için açmıyorum bu konuyu. Lütfen yorumlarımızı yaparken de bunu göz önünde bulundurarak yorum yapalım. Aslında şunu yazmak bile ne kadar utanç verici. Çünkü hepimiz birbirimize o kadar düşmanız ki hiç birimizin birbirinin fikrine, düşüncesine, inancına, mabedine saygımız kalmadı. Evet kalmadı, nasıl mı kalmadı?
Bu magandalık değildir. Magandalar her zaman ve her yerde vardı. Fakat durum şu anda biraz daha farklı. Örneğin trafikte kavgalar sürekli oluyordu, tartışmalar yaşanıyordu lakin bu kadar fazla değildi. Ben bunu "İnsanların artık bazı şeyleri kaldıracak durumu olmamasına ve bardağı taşıran son damlaları olduğuna" yoruyorum. Ankara'da yaşıyorum ve özellikle son 2 aydır mutlaka her gün en az 2 tane cinayet haberi okuyorum. Sebepleri ise çok komik. Doğma büyüme Ankara'da yaşıyorum ve ismini duyduğunuz duymadığınız(meşru, gayrimeşru) onlarca insanla oturdum kalktım. Yedim içtim sohbet ettim. Fakat şu zamana kadar hiç kimsenin ağzından cezaevi benim çıkış kapım gibi bir laf duymadım. Ama öyle bir güne geldik ki bu ufak kavgaların, cinayetlerin sebebini insanların bunu çıkış kapısı görmesine yorumluyorum. Özellikle de ceza geçmişi olan insanlarda bu daha fazla şuanda. Önceden insanlar cezaevine girince uslanırdı, şimdi dışarıdaki yaşam o kadar zorlaştı ki bir bahane bulsam da tekrar girsem diye uğraşıyorlar.
"Türkiye kendi kendine yetebilen 7 ülkeden birisidir." Ben 94 doğumluyum abilerim/kardeşlerim. Bu cümle öyle ünlü şairlerin/bestecilerin kurduğu bir cümle değil. Bizim zamanımızda ilk okulda "Hayat Bilgisi" dersi yer alırdı. MEB'in bastığı "Hayat Bilgisi" kitabında yer alırdı bu cümle. Şuanda esamesi okunmuyor sanırım. Yada Y/Z kuşağı bir kardeşimize söylesek bize kahkaha atar. Ama durum tamamen bundan ibaretti. Eskiden duyardık yurt dışından gelen akrabalarımızdan "Yaaaa, bizim yaşadığımız yerde bir muz var buradakilerin 2 katı". Nasıl olur diye düşünürdük hayal etmeye çalışırdık. Çünkü muz çok lezzetliydi ve buda daha fazla muz demekti. Ama bize tadının, kokusunun, aromasının olmadığından bahsetmediler. Eskiden karşı binada soyulan muzun, çileğin kokusu evimize gelirdi. Şimdikiler gibi gözümüz kapalı yesek muz mu? çilek mi? farkına varamayacağımız tatsız şeyler değildi.
Tadı olmayan tek şey meyve, sebzeler değil sanırım. Bizim tadımız yok. Yemeyi-içmeyi, gezmeyi çok seven birisiyim. Ama çok uzun zamandır hatırlamıyorum ki kafamın 5 dakika rahat edeceği, hiç birşey düşünmeden sadece anın tadını çıkarttığımı. Yaz ayını iple çekiyorum ki yaz gelse tatile gitsem de kafamı boşaltsam. Olmuyor! Orada da olmuyor. Nereye gitsek kafa bizimle geliyor.
Şuan sanırım %99 umuz reddemeyeceği bir tekliftir. Yurt dışına yerleşmek. Green card çıksa hepimizin hali şu;
https://www.youtube.com/watch?v=OLVHgbuUJlU
Peki kaçımız uğraşıyoruz? Yurt dışına gitmek için değil, Türkiye'yi gideceğimiz yerdeki refah seviyesinden daha yüksek refah seviyesine getirmek için? Kendi adıma söyleyeyim ben uğraşmıyorum. Saldım çayıra modundayım. Çevremde gördüğüm herkeste de gördüğüm tek şey bu. Çünkü inancımız kalmadı. Gücümüz kalmadı. Şu genç yaşımızda enerjimiz kalmadı. Enerjimizi toplayacak oldukça kafamıza vuruldu.
Velhasıl kelam 9 aylık çocuğum var ellerinizden öper; bugün ona alışveriş yapmak için bir bebek mağazasına gittim. Her şey ateş pahası. Evet dolar yükseldi. Enflasyon var fakat mağazanın ürün ücreti ve tüm maliyetleri dolar olsa bu kadar zam olmaz. Doğduğundan beri atletlerini 3 al 2 öde 5-7TL arası (indirime göre) alıyordum. Bugün 18TL yazısını görünce şok oldum

Buna söylene söylene mağazayı dolaşırken her ay zam gelen mama fiyatlarını merak ettim ne oldu acaba diye. Mama reyonuna doğru gittiğimde asıl şoku orada yaşadım. Yutkundum, diyecek bir sözüm kalmadı(hala daha uyku tutmuyor) ve gerçekten iş bu aşamaya geldiyse konuşacak çok da bir şey kalmamış demektir.(Bu yazı mağazanın hiç bir reyonunda değil sadece mama reyonunda asılı)
Şimdi size soruyorum. Nereye gidiyoruz?