Türk lirasının değersizleşmesi planlı bi operasyondur. amaç, Türk halkını fakirleştirmek ve daha fazla bağımlı hale getirip sömürge ülke durumunu güçlendirmek.

bu operasyon Atatürk'ün ölümü sonrası başlamış ve bugüne dek aralıksız sürmüştür. örneğin, Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'nin kalbine, Ankara'ya ABD'nin üs kurduğunu kaç kişi biliyor aramızda? kimin döneminde kuruldu? İsmet İnönü.

Türkiye'nin ilk ve tek Cumhuriyet Profesörü ilan edilmiş dünyaca tanınan rahmetli Oktay Sinanoğlu anlatmıştır bunu. " Ben Ankara'da doğdum. Biz çocukken etrafımızda ABD askerleri gezerdi. Savaşı kazandık, ülkemizi kurtardık derdik ancak başkentimizde ABD üs kurmuştu. Bu nasıl kazanmak ? " diye
sitem ederdi.

İnönü ile başlayan(Rus tehdidi karşısında belki de mecburi bi yakınlaşmaydı) ABD sömürge sistemi Menderes hükümeti ile birlikte din eksenli bir sömürü halini aldı. O günden bugüne din eksenli sömürü hala sürmekte. Tam Bağımsız Türkiye gibi bir durum Atatürk'ün ölümü sonrası hiçbir zaman olmadı. olduğunu iddia eden hayal dünyasında yaşıyordur. Atatürk ise öyle bir liderdi ki, Lozan'ı İngiltere'ye kabul ettirebilmek için ABD ile Chester Anlaşması'nı imzalayacağı sinyallerini veriyordu. ABD, İngiltere'yi sözleşmeyi imzalamaya ikna etti ve böylelikle ülkenin bağımsızlığı tescillenmiş oldu. Fakat sonrasında Atatürk bu Chester Anlaşması'nda Türkiye'nin aleyhine pek çok maddeyi tespit edip mecliste bunun geçmesine izin vermedi, yırtıp attı. ABD bu durum karşısında tam olarak deliye dönmüştü fakat karşısında şu anki gibi dilediği an yaptırım şu bu diye tehdit edebileceği bi ülke ve lider yoktu. Atatürk vardı. Haliyle hiçbir şey yapamadılar. Ne zaman ki Atatürk hayatını kaybetti, o zaman tam anlamıyla çöreklenmeye başladılar. Her konuda, her alandan.

işte bugün yaşadığımız sorunların temelinde de bu çöreklenmeler mevcut. dün mason locaları ve siyasetteki masonlar sebebiyle her alanda bürokratik engellere takılan ülke gelişimi, girişimleri, üretimleri bugün her noktada yer alan tarikatçıların engellerine, sömürülerine takılıyor. baş aktör yine aynı, oyuncular farklı. Akp'nin bu süreçte kurulan bir proje partisi olduğunu ve tarikatçılarla kol kola gezdiğini zaten pek çok kişi dillendirmiştir. hatta Milli Görüş hareketinin lideri olan Necmettin Erbakan dahi Akp için tonla laf söylemiştir, gittikleri yolların yanlış olduğunu dile getirmiştir.

velhasıl, geldiğimiz noktada varılan sonuç yine değişmemekte. Türkiye, tam bağımsız olmaktan tamamen uzak bir biçimde hatta geçmişe nazaran daha fazla bağımlı hale getirilerek(fabrikaları satılmış, tohumu bile dışardan ithal etmek durumunda bırakılmış vs vs) dış etkilerin(dış güç demiyorum zira cılkını çıkardılar bu sözün de içini boşalttılar) kurduğu sistemi hale sürdürmekte.

Bu sistemden kurtulmanın ise tek bir yolu var. Ses yükseltmek ve siyaseti, siyasileri aktif bir biçimde takip edip yanlışlarına zararlar büyümeden dur diyebilmek. Geçmiş nesillerde özellikle bilgi ve iletişimin güçsüzlüğü sebebiyle ne gündem takibi oluyordu ne siyaetle doğru dürüst ilgilenenler. varsa yoksa partizanlıklar, ayrıştırmalar, kutuplaştırmalar. Seçim günü de kim nereye ayrıştıysa ona oyunu verip geçiyordu.

Bugünlerde ise durum farklı. özellikle Z kuşağı için partilerin, ideolojilerin pek bir önemi yok. bu sayede kimse kendi safına kolay kolay çekemiyor. kutuplaştıramıyor. kim kendisine adam akıllı " hizmet " getirecekse onu seçme derdindeler. çocukluktan itibaren siyasetin tam göbeğine doğdukları için yıllar boyu siyasilerin kararlarıyla daha fazla fakirleşip, yine teknoloji ve iletişimin devamlı içinde yer alarak dışarıdaki gelişmelerle kendi ülkesini mukayese edip yoksulluğunu, açlığını, sefilliğini, bitkin hale getirilişini daha net idrak edebildiği için yarının karar vericilerini daha dikkatli, ince eleyip sık dokuyarak seçecekler. Bu da, başkalarına hizmet edenler yerine kendi toplumuna, halkına, milletine hizmet edenleri tepesinde görmelerine yarayacak.

Bir avuç insan zenginleşirken kalan bütün halk fakirleşmeyecek, sadece halkı, vatandaşını düşünenler ve onlar için çaba gösterenler halk tarafından baş üstünde tutulacak.

Yani, aslınad biz bunları hak etmiyoruz. Sadece, irademizi ortaya doğru dürüst koyamadık o kadar. Halk, en büyük güçtür. bunu unutmayın. gücü birilerinin eline teslim ederseniz başınızı ezerler. o yüzden, halkı silip yok etmeye, elinde avucunda ne varsa almaya çalışanlar olduğunda halk tepki koymasını bilmek zorunda. işte o tepkiler ortaya çıktığı an, her başa gelen bundan sonra sadece halkı memnun etmek ve görevine layıkıyla devam edebilmek için o koltuklarda oturacak.

tabi bu süreç için ciddi bir siyaset kontrol mekanizması da şart. hangi siyasi ne tür geçmişe sahip, eğitim düzeyi ne, başarıları ne, hangi önergede hangi oyu kullanmış gibi tüm verilerin görülebildiği bi mekanizma gerek. bağımsız, özel bir şirket tarafından oluşturulmalı devlete de bırakılmamalı bu iş. halkın kurduğu bi yapı olmalı. bakalım, gelecekte olacağını düşünüyorum tüm bunların. yeter ki yakın gelecekte başımıza ciddi bir çorap örülmesin.