Amatör bir roman yazarıyım. Daha doğrusu sevdiğim ve yapmak istediğim her zaman bu oldu. Hayatımı ikiye ayırdım. Çift karakterliyim. Bir tarafım sevdiği şeylerin peşinden koşuyor. Diğer tarafım mecburi olarak sevse de sevmese de işini yapıp para kazanmak zorunda olan kişi oluyor. Aramızda kaç kişi böyle bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Son zamanlarda hem dünya hem de yaşadığımız toplumda çok farklı olaylar oluyor.
Dünya artık eskisi gibi değil. Tabii insanlar ve yaşadığımız toplum da öyle. Pandemiyle birlikte bütün fuarlar kapandı. Bu yüzden 2. kitabımı yayınlayamadım. Yanlış anlaşılmasın, bunu para kazanmak için yapmıyorum. Zaten yaptığım bir iş var ve "bana göre" iyi de para da kazanıyorum. Herhangi bir ajitasyon yok. Ama yaşananlardan sonra sevdiğim şeyi yapamadım. Yayınlayamadığım bir dosya ile oturmuş dünyaya ve insanlara bakıyorum.
Bizler kimlerdik ve şu an yaptıklarımızı kendimiz mi seçtik? Yoksa geçtiğimiz süreçten sonra artık seçmek zorunda mı kalıyoruz? Kendime son zamanlarda bunu sorup duruyorum. Sokakta yürüdüğümde eskiden çocuk sesleriyle gülüşmelerin dolu olduğu sokaklar sinek avlıyor, bir yere doğru yürüyen insanlar sanki karanlığa yürüyormuşçasına suratı asık geziyor.
En son ne zaman el ele tutuşup güle oynaya caddede, sokakta yürüyen bir çift gördünüz? Oturduğunuz kafelerde eskiden bunlardan çok yok muydu? Ben mi yanlış biliyorum yoksa artık bunlardan görmek çok mu zor oldu? Biliyorum herkes mutsuz ve en kötüsü de bunun çok uzun sürecek olması. Sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda da herkes yıprandı.
Maddi şartlar birçok olanağı beraberinde getiriyor. Bu olanaklar her geçen gün daha çok azaldı. İnsanların hayalleri yerle bir olmuş durumda. Yapmak isteyip de yapamadıkları her şeyin sayısı bin kat arttı belki de.
Çalışmak zorunda olduğunuz için kız arkadaşınızla sinemaya gidemiyorsanız, evlendiğinizde her iki kişinin de dört duvar arasında yaşamak için çalışmak zorunda olduğu bir durum söz konusu ise çocukların masraflarını karşılamak, kredileri ödemek ve özetle yaşamak için herkesin 12 saat çalışması gerektiği bir durumdaysanız, sevgiye nasıl zaman ayırabilirsiniz?
Birbirinizi sevmek için uyumanız gerektiği saati bekliyorsanız hiçbir şey güzel değildir bence.
Akşamüstü 2 saat televizyon izleyip "yorgunum, uykum geldi" demekle hayat nasıl daha güzel bir yer olabilir?
Bu şekilde yetişen çocukların çoğu gelecekte bu topluma ciddi zararlar verecek biliyor muydunuz? Çünkü ilgisiz ve sevgisiz yetişmiş bir nesil kendini her zaman eksik hisseder ve kompleksli bireyler çıkar ortaya. Bu komplekslerin gelecekte neler yapabileceğine inanamazsınız.
Çiftlerin bu şekilde mutlu birlikteliklere sahip olma imkanı olduğunu düşünmüyorum. Birbirinizi sevecek vaktiniz yokken nasıl olur da bu anlayışla hayatınıza devam edebilirsiniz?
Son zamanlarda kendime çok fazla soru soruyor ve sadece düşünüyorum.
Sizce? Sizce dünyada ve ülkemizde neler oluyor? Bütün bu şeyler nereye kadar devam edecek? Artık dışarıda yüzü gülen insanlar göremeyecek miyiz? El ele tutuşup gezen çiftler göremeyecek miyiz? Çocuklarımız ilgisiz mi büyüyecek bundan sonra? Para kazanmamızın tek amacı yaşamımızı sürdürmek mi olacak? Çünkü şimdilerde insanlar yaşayabilmek için para kazanır oldu. Kazandıkları parayla herhangi bir aktivite yapabilecek durumları söz konusu olmuyor.
Pikniğe bile benzin, gaz pahalı diye gidemeyenler var.
Bir de sizi dinlemek istedim. Sizce bundan sonra ne olacak? Gerçekten seçtiğimiz hayat bu mu? Buna daha ne kadar devam edeceğiz? Biz kimiz ve ne yapıyoruz?
Daha doğrusu "sen kimsin ve ne yapmak isterken ne yaparken buldun kendini?"
Asıl soru bu.