Yaşadığımız gezegende zihinsel yapısı en gelişmiş canlılarız. Ancak bizim de atalarımızdan gelen dürtülerimiz var. Bunların en temeli de hemen her canlıda olan hayatta kalma dürtüsü. Sosyal bir varlık olduğumuz için hayatta kalmanın en mantıklı yolunun eşitlik ve adalet gibi kavramlar yaratıp bunları belli ideolojilerin yasaları haline getirmek olduğunu düşündük. Kimimiz bunu vicdan, kimimiz korku sebebi ile kabullendi. Aksi olsaydı gelişemeyen, birlikte çalışmayı tercih etmeyen, sürekli birbirini öldürüp yok eden bir topluluk dünyadan silinirdik. Çünkü zekamız sayesinde dünyadaki çoğu canlıdan daha tehlikeli varlıklarız. Önce bunu bir kabul edelim. Bahsettiğiniz din kavramı benim fikrimce sadece bu yüzden var.

Eşitlik ve adalet, fizik yasaları gibi genel geçer kurallara sahip değiller. Bir bölgedeki adalet anlayışı ile 5 km. ötesindeki ülkenin adalet anlayışı bile bir olmaz. Kimisi aynı suçtan dolayı kelle uçurur, kimisi toplumdan men cezası verir. Kimine göre yapılan şey suç bile değildir.

Günümüzde eşitsizlik kavramının temel olarak akla getirdiği şey, ekonomik dengesizlik. Ama geniş perspektiften öznel değil de objektif olarak baktığımız zaman ortadaki şeyin ya çok fazla çalışarak başarı elde edenlerin veya toplumu başarıyla manipüle ederek gücü elinde tutanların başarısı olduğunu görebiliriz.

İnsanlar birkaç deneme sonrası şanssız olduğuna inanıp köşeye çekilmeyi tercih ediyor, ülkemizin insanlarının 99'u böyle. Diğer %1 ise ölümüne çalışıp azimle kazanımlar elde edip %99'luk kısmın tepesine çıkıyor.