Ankara'da 2005-2006 yıllardında kaldım. İş için bol bol gezme imkanı oldu. Ancak bu sadece şehir merkezinde yürüyüş şeklinde oldu. şehir çevresinde doğal güzellik olarak bir yer bilmiyordum. Gençlik park ıve altınpark dışında...
Ancak Eymir gölünü o zamanlar bilmiyordum, internette o şekilde bilgi alma imkanım da olmadı. Yıllar sonra tek başıma gidebildim. Gerçekten şehrin merkezinde nefes alabilecek gayet güzel bir yer. Ankara nüfus yoğunluğuna göre gayet de sakin. Ben gittiğimde pek kalabalık yoktu.
İstanbulda da düzensiz olarak 2-3 yıl kadar bulunma imkanım oldu. Fırsat buldukça gezmeye çalıştım. Gidilmesi gereken birçok güzel yer var. Bir tanesi de Belgrad ormanları mesela. Bir de adalar var.
İstanbul'da veya Ankara'da yaşayıp da hayatında hiç Eymir gölüne, Belgrad ormanlarına, Büyükada'ya falan gitmeyenler olduğunu biliyorum.
Oraların bir yabancısı olarak bu durumu hep yadırgadım. Ancak şun uda hatırlıyorum ki, benim kendi köyümden de gidilebilecek çok güzel yerler var. Üstelik tren gibi çok kolay bir ulaşım imkanı da. Ancak yıllar boyunca fırsat bulup da gidemedik. Hatta gitmeyi bile düşünmemiştik. Bir okul gezisi falan olursa ancak gidilebilecek yerler.
***
Hayatta birçok iyi kötü şey oluyor. Son 20 yılda ulaşım imkanları inanılmaz değişti, bu bir gerçek. Bu sayede insanlar hayallerini biraz daha geniş kurabiliyor. Bir adım daha öteue gidebiliyor.
Ancak şu da bir gerçek ki, birçoğumuz hayatı gerçekte köle olarak yaşıyoruz. Hayat mücadelesi içinde onca güzelliği görmeden geçip gidiyoruz. Ömrümüz saat saat gün gün eriyip giderken, aldığımız nefesin bile farkına varamıyoruz.
***
Hayatım hep olumsuzluklarla geçti. Ama bunların arasında 3 ülkeye, Türkiyede 6 ile ayak basma imkanı bulabildim. Benim için hayatta en güzel şeylerden biri gezmek ve yeni yerler görmek. Kısa bir seyahat molası stres yükünü bir süre olsun atıyor.
Türkiyede her beldenin kendine ait güzel yerleri de vardır. İmkan buldukça gidip görmek gerekir. Ancak burnumuzun dibinde duran onca güzelliğin de farkında olmamamız büyük bir eksiklik. Hem eğitim sistemi hem de iş düzeni insanı öğüten eriten bir değirmen gibi. İnsanlar öyle alışmış ki, daha farklı bir hayat tarzı ütopya olarak bile düşünülemiyor.