Öldüğünüz gece sizlerin üzerine toprak atıp beton döküp (bazı yerlerde) gidecekler. O zaman ne malının ne kariyerinin hiçbir önemi kalmayacak. Ne ibadet ettiysen seninle birlikte o gelecek. O seni çok seven arkadaşların kurtaramayacak. Ve bunun bir geri dönüşü yok. Ebedi bir cehennem veya cennet hayatı seni bekliyor. Aslında ölümün mahiyetini biraz anlayabilsek insana bazen şaka gibi geliyor ya. Eğer hazırlığını yapıp gittiyse ne mutlu ona. Ölümü çok güzel anlatan bir metin bırakıyorum.
Ölüm, insanları ebedi olarak yok eden bir idam değildir. Ölüm, insanların kaybolup bir daha varlık alemlerine çıkamayacağı bir hiçlik de değildir. Ölüm fanice yaşayıp, bir daha varlık alanına gelememek de değildir. Ölüm, bir daha toplanmamak üzere ceset ve cismin dağılıp sönmesi ve dağılması da değildir. Ölüm, dost ve ahbaplardan ebedi olarak ayrı düşmek de değildir. Ölüm, tesadüfen yok olmak da değildir. Ölüm, kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil de değildir.
Ölüm, her fiilin sahibi olan Allahın kasıtlı ve intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekan değişimidir. Yani meşakkatli ve sıkıntılı dünya hayatından, lezzet ve istirahat yeri olan cennete gitmektir. Ölüm, ebedi saadet yurdu olan ve insanın asıl vatanı hükmünde olan cennete bir sevkiyattır.
İnsanın mahiyetine dikkat ile bakıldığında dünya için değil, ahiret için yaratıldığı anlaşılır. Beka aşkı, cami fıtrat, nihayetsiz arzu ve emeller dünya için değil, ahiret içindir. Ölüm, yüzde doksan dokuz, ahbap ve dostların toplandığı berzah alemine açılan bir kavuşma kapısıdır. Başta İki Cihan Serveri Hazreti Peygamberimiz (asm) ve bütün enbiya ve evliya, kabrin arkası olan berzah aleminde toplanmış, bizi gözlüyorlar. İşte ölümün hakikati budur.
Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Yedinci Kelime.