@maxiimuss;
Duanın kabul olması için şartlar var bir hadiste Peygamberimiz s.a.v bir adamın dua ettiğini görüyor ve şöyle buyuruyor.
-Bu adamın yediği haram içtiği haram giydiği haram bu adamın duası nasıl kabul olsun?!
Basit bir örnek ;
Ülkenin neredeyse tamamına yakını faize bulaşmış durumda
Faizin azıda çoğuda haram kim verirse versin kim alırsa alsın "faiz" haramdır.
Delil
Bakara 275.
Bakara 276
Bakara 277
Bakara 278
Bakara 279
Velevki helal olsa bu 3ünün helal olması yeterlimi? ( Bir kişinin yediği helal içtiği helal giydiği helal
)hayır başka şartlarda gerekli
Dua işlemiyor böylelerine demeniz yanlış olur. Sizi tevhide davet edeyim inşaAllah "tevhid" bütün resullerin ortak davetidir.
hala faiz haramdır tartışması sürüyor mu ya

faiz günümüzün gerekliliğidir. kural indirildiğinde ortada enflasyon yoktu, 10 un değeri hep 10 du. insanlar 10 birimini faize koyup 11 yapıyor ve kazanç sağlıyordu. buna tefecilik deniyordu. tefeciliği engellemek için böyle bi kural getirildi. günümüzde ise enflasyon yüzünden faiz denilen şey sadece paranın değeri korumanı sağlayan sistemdir. bu yüzden enflasyonun olmadığı ülkelerde faiz eksi dahi olur japonya, almanya gibi. bankaya 100 bin koy, faize yatır 1 ay sonra 100.005 olarak dönüş alırsın en fazla enflasyon mevcut değilse. yani mevcut düzende faiz sisteminin temel sebebi paranı korumanı sağlamasıdır. ben bankaya 100 bin tl koydum, 5 yıl sonra geri çektiğinde 100 bin tl nin alacağı ürün 100 den 50 ye düştükten sonra kim benim zararımı karşılayacak? faizi haram kılan gelsin zararımı ödesin o mantıkla. adalet diyoruz ya, nerede benim 100 birime denk gelen emeğimin karşılığı, niye yarısı yok oldu gitti? biraz düşünün sadece. biraz.
gelelim başlıktaki mevzuya. millet tartışmış yok işçi kaytarıyor yok muhabbet ediyor vs diye. işini görmeyen adamı işten kovarsın, bitti. kimse kimseye muhabbet etmiyor, kimseyle iletişim kurmuyor diye para ödemez. işini gördüğü için para öder. sen adama iş verirsin ve şu sürede bitsin dersin. adamın becerisi senin verdiğin süreden daha kısa sürede bitirecek ölçüdeyse adam 10 saatte bitirmesi söylenen işi 10 saate yavaş yavaş yayma ikiyüzlülüğünü yapmak yerine 2 saatte bitirir, kalan 8 saati muhabbet gırgır çevirir. sana ne? senin işin görüldü mü,, görülmedi mi bakman gereken tek mesele bu. sana ne adam kimle konuşmuş ne yapmış ne etmiş sigara içmiş mi vs vs. sana ne? işini görmüyorsa kov. bu kadar. yok vicdanlıymış da yok insaflıymış da bilmem neymiş. geçin bunları. herkes sömürülmeye müsade etmiyor, herkesi öyle keyfinize göre 50-60 saat çalıştıramıyorsunuz, bulduğunuzda da kaçmasın diye katlanıyorsunuz adamın muhabbetine sigarasına, bu kadar net.
ciddiyetten, iş ahlakından, resmi ortamdan bahsedilecekse eğer önce sen işveren olarak sorumluluklarını yerine getir. yürüteceğin işin plan projesi belli mi? hangi tarihte hangi görevlerin tamamlanması gerektiği, deadline ların hazır mı? raporlarla gidişatı kontrol ediyor musun, infografikler oluşturup şirket çalışanlarınla süreci paylaşıp yanlışı doğruyu eksiği fazlayı konuşuyor musun? yoksa yaptığın tek şey kapıdan içeri girip milleti gözetlemekten ibaret mi. önce kendinizi yetiştirin, iyileştirin. sonra çalışanları da bu hizaya sokarsınız. kimsenin muhabbeti goygoyu adamlar işi aksatmadığı müddetçe sizi bağlamaz. işi aksattığını düşündüğünüz, beceriksiz bulduğunuz, sizin ona sunduğunuz imkanları suistimal edip ödediğiniz bedeli hak etmediğini düşündüğünüz kişiyi karşınıza çeker gerekçelerinizi sunar ve önce ikaz edersiniz. baktınız kişi aynı süreci devam ettiriyor, işini yapması gereken noktada gidip muhabbet ediyor, verilen görevleri yerine getirmiyor, çıkışını istersiniz. eğer çıkışını istediğinizde yasalar buna müsade etmiyorsa işe alırken kendi kurallarınızı net belirleyip bunu kabul edenlerle çalışırsınız. kurallara uymadığı için çıkışını istediğiniz kişinin de itiraz hakkı olmaz. adamın çalışma süresi 8 saat, bu koca 8 saat içinde senin işini görmüyor da fazladan 5 saat daha çalıştırman gerekiyorsa kov kardeşim adamı. kov. ne tutuyorsun? ha ama 8 saatlik çalışma süresine 15 saatlik iş yığıyorsan da o zaman dur bi kendini sorgula, ben napıyorum de.
çok şükür 19 umdan bu yana hiç kimsenin yanında çalışmıyorum tek başıma uğraşıyorum, mücadelemi veriyorum. 3 farklı pc teknik servisi, 2 farklı fabrika ortamında çalıştım öncesinde de. hepsinde gördüğüm şey, patronun işçisini sömürüyor olmasıydı. örneğin internetten bilgisayar satışı yapan birinin yanında çalışıyordum. o satış yapıyor malları getiriyor ben de arkada kasayı topluyor imajını basıp paketliyordum. plaza 10 da açılıyor, çıkışımız 8 oluyordu. ama 12 ye dek çalıştığım çok zaman biliyorum(elbette mesai ücreti falan yok) üstelik " tek başıma ". adam yanıma birini alıp koymuyordu bile. ayakta gün boyu saatlerce kutu paketlediğini, pc topladığını imajıyla uğraştığını vs vs. düşün. yaş 17-18. işe başladığımda 550 lira teklif etmişti kabul etmiştim. ne asgari ücret bilirim, ne diğer firmalarda maaşlar ne bilirim, adam fiyatı söylemiş bana da iş lazımdı tamam dedim. sonradan öğrendim ki asgari ücret 630 falanmış. adama utana sıkıla söyledim bak düşün. abi dedim asgari 630 muş niye ben düşük alıyorum. adam " aa öyle miymiş " dedi böyle asgari ücret kelimesiyle ilk defa karşılaşmışçasına sanki bilmiyormuş gibi. peki o zaman dedi o zaman bana asgari ödemeye başladı. sigorta mı? hak getire, konusu bile dönmedi. normalde adam 1 ay bile çalışsa yapmak zorundasın. her neyse günde 20-30 pc topluyorum yeri geldiğinde 630 liraya tek başıma çalışırken ama baktım bu böyle olmayacak. bildiğin sömürüyor adam her şeyimi. bigün düşündüm ve dedim ki, abi benim her topladığım pc den bana 2 tl komisyon verir misin?
adamdan sanki canını istemişim gibi tribe girdi. 2 lira lan. 2. koca 1 bilgisayar satışından, bu işin en az %50 sini yürüten çocuğa 2 lira komisyon. bu. yok, adam bağırıp çağırıyor kendince. dedim iyi. bir gün biraz geç uyanmışım. tam böyle işe varış saatine yakın. 9.5 gibi. evden dükkana gidiş yarım saat ortalama ama karnım nasıl aç. evin yanında da dönerci var, şurada bi döner yiyim öyle gidiyim dedim. siparişi verdim bekliyorum o sırada da patronu aradım. abi dedim böyle böyle geç uyanmışım yemek yiyemedim dönercideyim bi yarım yiyip gelcem yarım saat gecikiyorum kusra bakma vs. adam telefonda bana bir bağırmaya başladı. öyle böyle değil. yok gel hemen yok oturma yarım saat falan bekleyemem bilmem ne. dönerin parasını masaya koydum kalktım gittim dükkana bi şey yemeden. arkada kasa topladığımız yerde bekliyor hemen geçtim yanına oradaki malzemeleri paketlerinden çıkarıp kasayı toplamaya başladım suratımda inanılmaz bi sinir, yüzüm sinirden kızarmış vaziyette. bu da artık patlama noktasına gelmiş olacak başladı kükremeye, ben bi şey söylemeden bekledim. bitirdi. tamam dedim çıkışımı alcam haftaya ayrılıyorum kendine adam bul o vakte dek. bi sustu bu. sessizleşti. nasıl ya falan oldu. sonra içeri gitti, bi süre sonra tekrar gelip çıkmak mı istiyosun vs dedi sakin tonla. evet, çalışmak istemiyorum burada daha fazla dedim eski artist hallerinden eser kalmadı. işlerini yaptırdığı, dilediğince sömürdüğü tek kişi de ayrılınca artık yeni birini bulmak zorundaydı sömüreceği. velhasılı kelam kurtuldum yanından sonrasında. benden sonra ara ara kontrol ediyodum hesabını, eskiden çatır çatır minimum 500-600 liralık pc ler satan adam( dönemin asgarisi işte) sonrasında klavye, mouse, mousepad vs lere düşmüş ardından kapanmış gitmişti.
bu sadece tek bir örnek. çalıştığım her ortamda bu ve kopyası insanlara denk geldim, hepsinin ortak özelliği işçiyi sömürme üzerineydi. o yüzden burada boşa çenenizi yormayın, patronların çoğu işçisini sömürür. bitti.