Benim düşünecek bir durumum bulunmuyor. Anadan babadan veya çevreden duymak ile inanmak imanın gereği değildir, iman etmek Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmek ve onun gönderdiği en son peygamber olan Muhammed (s.a.v.) onun elçisi olduğunu kabul etmektir. Bunu sen kabul etmezsin orası başka lakin Kur'an her şeyi apaçık yazıyor. Tevsirler ile okumak ve anlamak sana kalmış. Şöyle bir örnek vereyim baban vefat etse sen daha dünya da yok iken ve belli bir yaşa geldiğinde aslında senin babanın olduğunu söyleseler inanır mısın inanmaz mısın? (Bu örnek Muhammed'in varlığı ile alakalıdır.) Bu karar sana kalmış. Bizim kararımız da Muhammed'in aynı bu örnekteki gibi inanmakla alakalı bir durum. Allah'ın elçisi olduğu apaçık her peygamberler için belirtiliyor. Diğer din yapı ve grupları ilahları ya puttur ya inektir ya çiçektir böcektir burası beni ilgilendirmez. Çünkü Allah'ı bir canlıya büründüremezsin. (Allah ölümsüzdür ve mutlak kudret onundur.) Onu görmeden iman etmek ve inanmak (tevhid) her müslüman olan bireyin yapması gereken bir durum. Bunu peygamberler göndererek hak dine inanmaları gerektiği defalarca kez gönderdiği ayetler ile bunu söylemiştir. (Son gönderilen kitap dışında bütün kitaplar ilk yazılanların dışında olduğu için sürekli değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Bu yüzden Zebur, Tevrat ve İncil için ne kadar doğru bilgi içeriyor diyemem. Kur'an-ı Kerim değişikliğe uğramış olsaydı veya çarpıtılsaydı onlarca Hafızlar yetişiyor illa ki göze batardı.) Yani burada düşünmesi gereken bence sensin. Hayata bakış açın hakikatin bilgiyle birleştirildiğinde gerçek olabilir cümlesindeki gibi inançları bilgiler ile birleştirmek senin görevin. İster inan ister inanma mahşer gününde tüm bu sorularının cevaplarını alacaksın ama o gün geldiğinde iş işten geçebilir. Her kurduğum cümle birden çok kafada soru işareti barındırabilir araştırıp bu bilgileri birleştir bul bakalım. İnsanları diğer canlılardan ayıran en büyük özellik akıldır.
Akıl, düşünmek, araştırmak gibi kavramları kullanıyorsun ama cümlenin en başında düşünmeye gerek olmadığını söylüyorsun. Bu saatten sonra sana diyebileceğim pek bir şey yok aslında. Sen kendine bir "doğru" bulmuşsun ve onun üzerine düşünmeyi söylediğimde reddediyorsun. Ve kurduğun analoji ile de aslında tüm anlatmını yanlış bir temel üzerine kuruyorsun. Gerçeği öğrenmeyi reddeden sana değil, bu konu da kafası karışık olan kişiler için yazıyorum. Senin gibi mutlak hakikati bulduğunu iddia edenlere hiçbir sözüm yoktur. Yanlış olabileceğinizin (olabilecek, olabilecek, olabilecek e-bilir, e-bilmek [85 IQ seviyeninde de anlaşılması için] bunu ihtimal derecesine getirdiğinde) sorgulama gücünün arttığını görebilirsin.
Anadan babadan ve çevreden duyduğun için inanırsın. İnancını ve akideni sen mi oluşturdun? Yoksa birilerinden mi duydun? Dolayısıyla bu fikir sana ait değil, bu din senin değil, başkalarının sana aktardığı bir şey. Burada anlaştık. Din senin kendinin değil, başkasının sana söylediği bir şey. Yazı da geçen "babanı hiç görmedin ama daha önce var olduğunu kabul ediyorsun." Bu analoji belki tanrı için yapılabilir ama asla kendinin elçi olduğunu iddia eden bir kişiye argüman olarak gösterilemez. Bak herkesin babası var, biyolojik olarak senin var olman için bir babaya ihtiyacın var, dolayısıyla böyle bir şeyi kabul ediyorsun. (EXPECT JESUS

) Fakat bir kişinin peygamberlik iddiasında bulunmasıyla ve senin onu hiçbir şekilde ne mantıkla ne bilimle ne başka bir şeyle kanıtlayamadığından dolayı sadece bir inanç olarak kalır. Siz inancı yani zannetmeyi yüceltiyorsunuz. Ve konuşmanın geri kalanını sırf daha önce duymadığım bir argüman var mı diye okudum ama hepsi boşşşş. Kuran'ın değiştirilmemesine kanıt olarak, hafızların ezberlediğini ve insanların gözüne batacağını söylemen mesela. Bu ne? Bu nasıl kanıt Allah aşkına?? Kanıt değil bunların hepsi varsayım. Bilmiyorsun, bilmişlik taslma! "Bu bilgileri birleştir, bul bakalım" diyerek bir yere varamazsın. Karşında çocuk yok senin.