Kesinlikle doğru bir konu bütününe değinmişsiniz, ama eksik. Bizim insanımız çoğunlukla şu konuyu anlamıyor, 2005 yılında elinde tuttuğu 100 TL ile bugün elinde tuttuğu 100 TL tamamen aynı görünse ve sayısal değeri aynı olsa bile aslında aynı şey değil. Bir genel araştırma anketi yapılmıştı ve halkımızın %50 den fazlasının enflasyon nedir sorusuna cevap veremediği ortaya çıkmıştı. Öncelikle enflasyon diye bir şey olduğunu hatırlamak gerekiyor. Maaş artış dönemlerinde ellerinde sayısal olarak daha fazla birim TL geçenler genel olarak çok mutlu oluyor, seviniyor ve kendini karlı zannediyor. Aslında parasının alım gücü %30 düştü ve %10 daha fazla TL aldı diye ohhh %10 arttı benim gelirim diye düşünüyor, enflasyon nedir tam olarak idrak edemeyen insanı kandırmak gerçekten çok kolaydır. 2. olarak kesinlikle döviz kurunun anlaşılmadığını düşünüyorum. Dolar ile maaş almıyoruz belki popüler söylem ile ama gerçekten böyle düşünen insanlar var, evet şaka gibi ama var. Domates alıyor neden pahalı diyor vatandaş, pahalı olmaması gerekiyor derken açıkladığı gerekçeye güler miyiz? ağlar mıyız? siz karar verin. " Domates ülkemizde yetişiyor, ben Antalyalıyım bizim burada yetişen domatesi alıyoruz, dolar ile gelmiyor ki. " arkadaşlar gerçekten bunu söyleyen, bunu mantıklı gören insanlar var bu ülkede.



Traktör ve biçerdöver tarzı ithal tarım gereçlerinin dolar ile girişini geçtim, mazot fiyatlarını dolar'ın belirlemesini geçtim, hadi işçilik ve sulama giderlerini hiç hesaba katmadan bu domates için ithal gübre, bilmem kaç adet ithal tarım ilacı ve ithal tohum / fide maliyetlerinin dolar üzerinden olduğunu insanlar gerçekten anlamıyor, çiftçi tarlasında yürürken elinde ısırdığı domatesi toprağa fırlatıyor, hiç uğraş gerektirmeden masrafsız şekilde tonlarca ürün alındığını sanıyorlar. Fidelerin sürekli dik uzaması için desteklenmesi ve sürekli ufak ufak budanması konularına bu işin zorluğuna yani işin emek kısmına girmiyorum, tarla / toprak maliyetlerinden bahsetmiyorum ve bu tüm ürünlerde böyle. Yerli tohum / Ata tohumu kalmadı artık, süper lüks yatlardan mazota vergi alınmazken üretim yapan çiftçinin mazot için lüks yat sahiplerinden daha fazla para ödemesi bozuk düzeni işaret etmiyor mu? Hadi onu geçtim, buzdolabı için hem kdv hem ötv ödenirken yani buzdolabı özel tüketim maddesi olarak görülürken ekmek için bile %1 vergi varken pırlanta sanki ekmekten çok daha temel bir ihtiyaçmışcasına %0 vergi olması enteresan değil mi? Şans oyunları % 0 vergiye indirildi, gerçekten ekmekten daha mı büyük ihtiyaçtı milli piyango bileti almak ? Bir fotoğraf konmuş ortaya, her bakan farklı açıdan bakıyor ve farklı yorumluyor.




Zenginler yedikleri havyardan tutun aldıkları lüks araçlara kadar vergiden düşerken bir asgari ücretli daha maaşının hayalini kurarken içinden vergisi kesilmiş oluyor, hak mı? Hani azdan az çoktan çoktu? Adalet bunun neresinde? Çiftçiliğe geri dönelim. Bilmem kaç dönüm tarlam olacak, bilmem kaç yüz bin liralık traktörüm olacak ve onca maliyetin altına peşin peşin gireceğim ve diyelim kilosunu 2 liraya mal ettiğim patatesi aracılar gelecek benden 2,5 liradan alacak, bu aracılar hale götürecek 3 liraya satacak, hal den pazarcılar 3,5 liraya alacak ve pazarda son tüketiciye bu patates 4 liraya satılacak ve fiyat pahalı bulunacak, ülkemizde üretiliyor patatesin enflasyonu mu olurmuş denecek. Bunun üzerine olaya el atılacak ve Suriye'den ve Mısır'dan 1 liraya patates getirilecek, ithal patates ucuz olduğu için benim masrafı 2 lira olan patatesim elimde kalacak, kimse almayınca çürüyecek veya zararına satacağım, bende 1 liradan vereyim de seneye para eder bir şey ekmeye tohum gübre parası çıksın. Seneye aynı şey olunca tekrar üretir miyim? Mis gibi satarım traktörü tarlayı, koyarım paramı cebime. İşte böyle böyle çiftçi ekmiyor, Trakya büyüklüğünde toprak artık ekilemiyor. (çiftçi değilim)




Diğer maddelerin eğitim ve kutuplaşmaya sonuna kadar katılıyorum, kendi dilimizde bile okuduğumuzu anlamada sonlardayız. Kutuplaşma ise bizden ve bizden olmayanlar derken liyakat yok oldu, bizim mahalleden olmayan kalp cerrahı kovulup yerine bizim mahalleden pratisyen atandı, tamam bizden ama kim güvenip kalp ameliyatı olacak? Hadi oldu diyelim, sonuçları ne olacak? Alın işte PROF.DR. ünvanlı bir mağara adamı üniversiteler fuhuş yuvasıdır dedi, Hz.Nuh'un cep telefonu vardı diyen kişi DR ünvanlı akademisyen, deve sidiği için diyen ve bazı gazetecilerin cenaze namazını kılmayın diyen kişi akademisyen, ilahiyatçı, araştırmacı, yazar ve şair yani boş insanlar değil bunlar veya en azından bu kadar boş olmamalılar. Örnekler çoğaltılabilir, dünya ileriye giderken biz geriye doğru gidiyoruz. Geriye götürenlere gerici dediğimizde suçlu oluyoruz. Daha ileri götürüp yetkili / yöneticilerin 21. yüzyılda güzel bir türkçe ve anlaşılır bir ingilizce bilmesi şartttır fakat münüt diyenler, nekşfilikş ler, Ğ yazamayanlar var ülkemizde. Eğitim kesinlikle şart. Daha ilkokul 4. sınıfta ingilizce öğrenmeye başlıyoruz, üniversite diploması olan yetkin kişilerin Hz.Nuh oğluna drone ile haber gönderiyordu demesi kadar saçma bir şey olabilir mi? Ve sonunda genlere gelince, akademisyeni deve sidiği tavsiye ederken ve Hz.Nuh'un cep telefonu vardı derken, üniversiteler fuhuş yuvası diyenler ve ben bu ülkenin cahil kesiminin ferasetine güveniyorum diyenler varken bu akademisyenlerin eğittiği gençlikten daha fazlası beklenebilir mi ? Öğretene bak, öğreneni gör maalesef, armut uzağa düşmez.